EDEBİYAT

EDEBİYAT

EDEBİYAT İLE İLGİLİ HERŞEY

ÖSS SORULARI

15/4/2009
Kategori: OSYS SORULARI

 

ÖSS SORULARI

 

 

 

91.  Al bir kalpak giymişti, al, Al bir ata binmişti, al Zafer ırak mı dedim, Aha, diyordu
Bu parça, duygu, örgüsü yönünden aşağı­daki türlerden hangisine en yakındır?
A) Didaktik-lirik B) Lirik-pastoral
C) Pastoral-didaktik     D)EpiMirik E) Epik-pastoraJ

(1975-ÜSS)

 

92.   ”Divan şiiri, özellikle kasidelerde, (I)bir bakıma en az yarar güden şiirdir. Divan şairi, gazellerde (II)salt söz ustalığına önem verir, bu ustalığı ile duygulandırır okuyucusunu. Mesnevilerde (III)Divan şairi halk hikayecisi ite birleşir. Gazellerde(IV) ise şiire yararın karıştığı daha belirgindir.”

Bu paragrafta bilgi yanlışlığı vardır. Paragraftaki numaralandırılmış sözcükler­den hangilerinin yerleri değiştirilirse, bu yanlışlık giderilmiş olur?

A) 2. ile 3. nün. B)4. ile 1. nin
C) 1. ile 1. nin D)3. ile 1. nin
E) 4. ile 3. nün

(1976-ÜSS)

 

93.        Alp Er Tunga öldi mü
Issız acun kaldı mu
Ödlek öçin aldı mu
Emdi yürek yırtılur
Bu parçanın nazım şekli nedir?

 A) Koşuk        B)Sav C) Varsağı
D) Sagu E) Semaî

(1976-ÜSS)

 

94.   Aşağıdakilerden hangisi divan şiirinin belir­leyici özelliklerinden biri değildir?
A) Aruz vezniyle yazılmış olma
B) Kaside, gazel, mesnevi ve rubai gibi belli nazım şekilleri içinde yazılma
C) Parça güzelliğine değil bütün güzelliğine önem verme
D) Duygu ve düşünceleri kalıplaşmış birtakım söz sanatlarıyla anlatma
E) Yabancı sözcüklerle ve dil kurallarıyla faz­laca yüklü olma

(1977-ÜSS)

 

95.  Aşağıdakilerden hangisi Divan şiirinin be­lirleyici özelliklerinden biri değildir?

A) Mecaz ve mazmunlarla yüklü olması
B) Dış dünyaya yönelik somut konuların işlen­mesi
C) Şekil güzelliği sağlamak için eşanlamlı söz­lere yer verilmesi
D) Kişisel sevinçlere ve acılara çok az yer ve­rilmesi
E) Tasavvufla ilgili terimlere geniş ölçüde yer verilmesi
(1977-ÜSS)

 

96.   Aşağıdakilerden hangisi Klasik tragedya (trajedi)”nın bir özelliği değildir?

A) Konuların tarih ve mitolojiden alınması
B) Kişilerin soylu tabakadan seçilmesi
C) Kahramanın iç çatışmasının ve kamuoyu­nun koro ile yansıtılması
D) Çirkin ve korkunç olayların sahnede göste­rilmesi
E) Üç birlik kuralına uyulması

(1977-ÜSS)

 

97. Yıldız arıyorum gökler dolusu Zaman oraya varmamış olsun Yukarıdaki dizelerle;

I. çiçekler arıyorum
II. görmemiş olsun
III. dağlar dolusu
IV. bahçıvan kokusu

sözlerinin tümü kullanılarak çapraz kafiye düzeninde anlamlı bir dörtlük kurulmak is­tenirse, aşağıdaki kullanımlardan hangisi son iki dizeyi oluşturur?

A) III. -II.        B) II.-III.      QI.-II.
I. - IV. IV.-I.        III. - iv.
D) IV.-III.      E) I.-III.
I. - II. IV. - II.

(1977-ÜSS)

 

98.  Aşağıdaki dizilerin hangisinde konularına göre adlandırılan şiirler birlikte verilmiştir?

A) kaside - gazel - rubai - mersiye
B) terkib-i bent - kaside - naat - güzelleme
C) müstezat - ağıt - mesnevi - hicviye
D) şarkı - nefes - taşlama - terciibent
E) mersiye - koçaklama - tevhit - ilahi

(1978-ÜSS)

 

99.          “Şu dağlar olmasaydı
Çiçeği solmasaydı
Ölüm Allanın emri
Ayrılık olmasaydı”
Yukarıdaki manide “şu dağlar” sözünün kul­lanılış nedeni aşağıdakilerden özellikle hangisi olabilir?
A) Dağların ölümü düşündürmüş olması
B) Dağlarda çiçeklerin yetişmiş olması
C) Dağların, düş gücünü kamçılamış olması
D) Dağların sılaya ulaşmayı engelleyerek ayrı­lığa yol açmış olması
E) Nice garip kişilerin dağlarda yitip gitmiş ol­ması

(1978-ÜSS)

 

100. “Rüzgâr tersine esiyor…
Niçin? Eski günler geri mi gelecek?”
Yukarıdaki dizelerle,
I. kozasında böcek
II. doğmak için
III. bildiği hayata
IV. kımıldıyor

sözlerinin tümü kullanılarak sarma kafiye düzeninde anlamlı bir dörtlük, kurulmak is­tenirse, aşağıdaki kullanımlardan hangisi son iki dizeyi oluşturur?

A)l.-ll. B) III. -II.      C)IV.-I.

IV.-Ill IV.-I. III.-II.

D) IV. - II.       E) III. - I.

III. - I II. - ıv.

(1978-ÖSS)

 

101. Gerçek köy ve doğa tasvirleri yanında, köylü­nün ufak tefek tasalarını, köylü psikolojisini gü­zel bir gerçekçilikle veren ‘Kara Bibik’ adlı hika­ye ile edebiyatımıza ilk olarak “iç konuşma de­diğimiz teknik girmiş oluyor.” Burada “iç konuşma” ile anlatılmak istenilen aşağıdakilerden hangisidir?

A) Bir konuşma içinde başkalarının konuşma­sını verme

B) İki üç kişinin kendi aralarında çok yavaş sesle konuşmaları

C) Başkalarının anlayamayacağı bir dille ko­nuşma

D) İki kişinin kendi aralarında kararlaştırdıkları imlerle (işaretlerle) konuşma

E) Ruhsal durumu yansıtan kendi kendine ko­nuşma

(1979-ÜSS)

 

102. “Batılılaşma Osmanlı toplumunda öteden beri süregelen kültür ikiliğini daha da kesinleştir­miş değil midir?”

Yukarıda vurgulanmak istenen ikilik, edebi­yat alanında düşünülse bu, aşağıdakilerden hangisinde bütün yönleriyle görülebilir?

A) Tekke edebiyatı - Halk edebiyatı

B) Tasavvufi Divan edebiyatı - Tasavvufi Halk edebiyatı

C) Aydın zümre edebiyatı - Halk edebiyatı

D) Batı etkisinde Türk edebiyatı - İslami Türk edebiyatı

E) Divan edebiyatı - Tekke edebiyatı

(1980-ÜSS)

 

103. Aşağıdaki sözcük dizilerinden hangisi, tü­müyle halk edebiyatı ürünlerinin adlarıdır?

A) ağıt - şarkı - mani - masal - tuyuğ ,

B) türkü - mesnevi - koşma - mersiye - atasö­zü

C) destan - mani - rubai - masal - şarkı

D) şarkı - türkü - rubai - koçaklama- mani

E) koçaklama - türkü - mani - masal - ağıt

 

 

 

61. Dinî, tarihî, tasavvufi, aşkı… hikâyeleri uzunca anlatmaya elverişli olan Divan Ede­biyatı nazım şekli aşağıdakilerden hangisi­dir?

A) Kaside B)Müsammat

C) Mesnevi D) Destan

E) Terkib-i Bent

(1969-ÜSS)

62. Divan şairlerinin manzum eserlerini bir-araya getiren divanlarda, çoğunlukla şiirler belli bir düzene göre dizilirdi.

Aşağıdaki diziler arasında en uygunu han­gisidir?

A) Kasideler-gazeller-müsammatlar-kıt’a ve rubailerle tek beyit ve mısralar

B) Tevhidler-münâcatlar-na’tlar-kasideler-mü-sammatlar-gazeller-kıt’alar-rubailer

C) Gazeller-müsammatlar-kasideler-kıt’a ve rubailerle tek beyit ve azadeler

D) Tanrı ve Peygamberi övenlerle başlamak şartiyle önce kasideler-gazeller-kıt’a ve rü-bâiler-müsammatlar

E) Müsammatlar-kasideler-gazeller-kıt’a ve rubailerle tek beyit ve mısralar

(1969-ÜSS)

 

63. Bir Divan şairinin, başka bir yazarın eserin­deki vezin, kafiye ve nazım şekline uyarak aynı konuyu işlemesine ne denir?

A) Nazire        B) Terbi        C)Teştir

D) Tahmis       E) Tanzim

(1969-ÜSS)

 

64.   İçinde halk şairlerimizin eserleri yazılı bulu­nan özel defterlere ne denir?

A) Divan B) Münşeat    C)İnşa

D) Cönk E) Menâkıpname

(1970-ÜSS)

 

65.  Aşağıdaki nazım şekillerinden hangisi halk edebiyatına aittir?

A) Müstezad    B) Semaî      C) Mesnevi D) Tahmis       E) Şarkı

(1970-ÜSS)

 

66.  Mahlas, aşağıdaki tariflerden hangisinin karşılığıdır?

A) Şiirde kelimeleri tekrarlama sanatıdır.

B) Beşer mısradan ibaret manzumelere veri­len addır.

C) Kasidelerde konuya giriş beytidir.

D) Şairlerin, şiirlerde kullandıkları ada denir.

E) Bir şarkı türüdür.

(1970-ÜSS)

 

67.   En eski zamanlardan bugüne Türklerin kullan­dıkları alfabeler aşağıda gösterilmiştir. ….. Tarih bakımından doğru olan diziyi belirti­niz.

A) Göktürk, Arap, Uygur, Latin

B) Uygur, Göktürk, Arap, Latin

C) Uygur, Arap, Göktürk, Latin

D) Göktürk, Uygur, Latin, Arap

E) Göktürk, Uygur, Arap, Latin

(1970-ÜSS)

 

68.   Divan edebiyatçıları nesir (düzyazı) içinde de kafiye kullanırlardı.

Bu kafiyenin adı aşağıdakilerden hangisi­dir?

A) İnşâ B)Müsecca    C)Seci

D) Mukaffa     E) Münşeat

(1970-ÜSS)

 

69.   Başkasının manzum sözlerini kendi şiiri içi­ne aynen alıp tekrarlamaya ne ad verilir?

A) Tanzir (nazire) B) Tanzim C) Terbi D) Tardiye

E) Tazmin

(1970-ÜSS)

 

70. Kafiye düzeni, mısra sayısı, konu ve deyiş özelliği bakımından birbirine yakın olan aşağıdaki nazım şekillerinden hangisi öte­kilere hiç benzemez?

A) Rubai        B)Mani        C)Tuyuğ D) Kıfa E) Murabba

(1970-ÜSS)

 

71. Aşağıdaki terimlerden hangisi, manzum eserlerde anlam bütünlüğü taşıyan nazım birimlerinden biri değildir?

A) Beyit B) Mısra       C) Dörtlük

D) Cümle       E) Bent

(1971-ÜSS)

 

72. Divan şiirinin nazım birimi olan beyit’i aşa­ğıdakilerden hangisi en doğru tarif etmek­tedir?

A) Anlam bütünlüğü taşıyan, aynı vezinde, bir­birini izleyen iki mısra

B) Manzumelerde iki mısra

C) Nazımda ahenk ve anlam birliği olan tek satır

D) Birbiri ardınca gelen, birbiriyle kafiyeli olan iki nazım satırı

E) Tam bir anlam bildiren, aynı vezinle yazıl­mış kafiyeli iki mısra

(1971-ÜSS)

 

73. Beyit esasına dayanan ve her beyti kendi arasında kafiyeli olan uzun manzum eser­lerde ve hikâyelerde kullanılan Divan Ede­biyatı nazım şekli aşağıdakilerden hangisi­dir?

A) Terkibi bent B) Kaside

C) Gazel   D)Musammat

E) Mesnevi

(1971-ÜSS)

 

74. Aruz vezniyle yazılmış bir şiirde sözü kalıba uydurmak için bir heceyi kendi değerinden fazla değerde uzatarak okumaya ne denir?

A) Takti B)Fasl C)Vasi

D) Zihaf E) İmâle

(1971-ÜSS)

 

75. Divan şairlerinin, bir varlığı en üstün nitelik­leriyle belirtmek için ortaklaşa kullandıkları kalıplaşmış sözlere ne denir?

A) Manzur      B)Mezmur    C) Mazmun

D) Manzum     E) Mazbut

(1971-ÜSS)

 

76. Aşağıda adları yazılı Divan Edebiyatı nazım şekillerinden hangisi vezin, kafiye düzeni ve mısra serbestliğiyle kullanılarak Servet-i Fünun devrinde geliştirilmiştir?

A) Müstezat     B) Kaside      C) Mesnevi

D)Terkib-ibent E) Gazel

(1971-ÜSS)

 

77.Bentlerinin son mısraları, ilk dört mısraı ile kafiyeli olmayan beş mısralık bentlerle ya­zılmış divan şiirlerine ne denir?

A) Tahmis       B)Taştir       C) Tardiye D) Muhammes    E) Hamse

(1971-ÖSS)

 

78. Bir iddiayı ispat etmek, bir konuda bilgi ver­mek, öğretmek ve düşünceleri açıklamak amacıyla yazılan fikir yazısına ne denir?

A) Fıkra B) Makale      C) Sohbet

D) Konferans   E) Deneme

(1971-ÜSS)

79. Aşağıdaki Divan Edebiyatı nazım şekillerin­den hangisi övgü şiiridir?

A) Gazel B)Mesnevî    C)Rubaî

D) Kaside       E) Şarkı

(1971-ÜSS)

 

80. Toplumla ilgili savaş, yangın, isyan veya gülünç olaylarla kişileri konu edinen koş­malara ne denir?

A) Destan       B) Semai       C) Varsağı D) Mâni E) Türkü

(1972-ÜSS)

81. Divan Edebiyatında Tanrının birliğini konu edinen kasidelere en ad verilirdi?

A) Münacat     B) Naat        C) Methiye D) Mersiye      E) Tevhid

(1972-ÜSS)

 

82. Divan şiirinde bir şairin beş ayn konulu mesnevisinin tümüne, aşağıdaki adlardan hangisi verilir?

A) Hamse       B) Münşeat    C) Külliyat D) Güldeste    E) Müfredat

(1972-ÜSS)

 

83.   Aşağıdakilerden hangisi Divan Edebiyatı nazım şeklidir?

A) Koşma       B)Sema       C) Varsağı D) Şarkı E) Türkü

(1972-ÜSS)

 

84. Mısra sonlarında kafiyeden sonra tekrarla­nan aynı anlam ve görevdeki kelimelere ne denir?

A) Cinaslı kafiye B) Mukayyet kafiye

C) Redif D) Müteradif kafiye

E) Seci

(1972-ÖSS)

 

85. Divan edebiyatında bir çok şâirlerin yazdığı manzum aşk hikâyeleri hangi nazım şekline göre yazılırdı?

A) Kaside       B) Terkib-i bend C) Gazel D) Rubai        E) Hiçbiri

(1973-ÜSS)

 

86. Divan edebiyatında nazım birimi nedir?

A) Gazel        B) Beyit        C) Mısra D) Kıt’a E) Dörtlük

(1973-ÜSS)

 

87. Divan edebiyatında en çok kullanılan vezin şunlardan hangisidir?

A) Hece vezni B) Aruz vezni

C) Serbest vezin        D) Serbest müstezad E) Hiçbiri

(1973-ÜSS)

 

88. Şu iki parçayı okuyunuz:

 I
Bir garip ölmüş diyeler
Üç günden sonra duyalar
Soğuk su ile yuyatar
Şöyle garip bencileyin

 II
Ne yanar kimse bana âteş-i dilden özge
Ne açar kimse kapım bâd-ı sabâdan gayrı
Bu İki parça arasındaki ortak yön, aşağıda­kilerden hangisidir?
A) Kullanılan vezin
B) Nazım birimi
C) Halk edebiyatı ürünü oluşları
D) İşlenen tema
E) Anlatım biçimi

(1974-ÜSS)

 

89. Bir merhaleden güneşle derya görünür
Bir merhaleden her iki dünya görünür
Son merhale bir fasl-ı hazandır ki sürer
Geçmiş gelecek cümlesi rüya görünür
Bu parçanın nazım sekli aşağıdakilerden hangisidir?
A) Rubaî        B) Murabba    C)Tuyuğ D) Şarkı        E) Musammat

(1974-ÜSS)

 

90.  Aşağıdaki özelliklerden hangisi Divan nes­rinde yoktur?

A) Dilin, yabancı kelime ye tamamlamalarla yüklü olması

B) Söz ve ses sanatlarına önem verilmesi

C) Söyleyiş güzelliğinden çok düşünceye önem verilmesi

D) Kullanılan cümlelerin çok uzun olması

E) Noktalama işaretlerine yer verilmemesi

(1974-ÜSS)

 

 

 

31.        Siz baksanız bir şey göremezsiniz
Benim yurdumdur orası
Ardıçlar, gürgenler, tozlu yollar
Tokat’la Niksar arası
Bu dizelerde aşağıdakilerden hangisi yoktur?

A) Redif
B)Uyak
C) Ölçü
D) Eksiltili cümle
E) Dilek - koşul tipi

(1994-ÖYS)

 

32.   Bahçelerde gül gerek Güllere bülbül gerek Senin gibi güzele Bencileyin kul gerek
Bu dörtlüğün biçimi aşağıdakilerden hangi­sidir?
A) Divan        B) Varsağı     C) Destan D) Koşma      E) Mani

(1994-ÖYS)

 

33. Aşağıdaki beyitlerin hangisi bir kasidenin matla (ilk) beyîtidir?
A) Bahar erdi yine düştü letafet gülsitân özre
Yine oldu zemînin lütfü galip âsmân özre
B) Gül devri ayş eyyamdır zevk u sefa hen-gâmdır
Aşıkların bayramıdır bu mevsim-i ferhunde dem
C) Cefâ taşın ne gam atsa Hayalî sana alçak­lar
Belagat meyvesin hâsıl eden nahl-i hüner­sin sen
D) Bu devr içinde benim padişeh-i mülk-i su­nan
Bana sunuldu kaside bana verildi gazel
E) Arızın yâdıyle nemnâk olsa müjgânım n’ola
Zayi olmaz gül temennâsıyla vermek hâre su

   (1994-ÖYS)

 

34. Türk edebiyatında bu türün örnekleri Cumhuri­yetten sonra verilmeye başlanmıştır, Ahmet Haşimln “Bize Göre” ve “Gurabâhâne-i Laklakan” adlı yapıtlarındaki kimi parçalar, edebiyatı­mızda bu türün ilk örnekleri sayılabilir. Türün en başarılı temsilcisi ise, Nurullah Ataç olarak bilinir. Sabahattin Eyüboğlu, Suut Kemal Yetkin de bu türün usîaîarı arasında yer alır. Bu parçadaki sözü edilen yazınsal tür aşa­ğıdakilerden hangisidir?

A) Öykü B) Anı C) Roman
D) Deneme     E) Gezi

(1994-ÖYS)

 

35. Düzenleyicisi bilinmez; halkın sözlü geleneğin­den oluşur. Çağdan çağa, yerden yere içeriğin­de olsun, biçiminde olsun değişikliklere uğra­yabilir. Her zaman bir ezgiyle söytenir. Bu parçada, aşağıdakilerin hangisinden söz edilmektedir?

A) Türkü        B) Şarkı        C) Gazel D) Mesnevi     E) Koşma

(1995-ÖYS)

 

36.  Gazelin ilk beytine matla, genellikle şairin adı I
bulunan son beytine tegazzül. en güzel beytine II
beytûl gazel denir. Her beyti aynı konudan III
bahseden gazele yek-ahenk, her beyti aynı IV
derecede güzel gazele vek-âvâz adı verilir.
V

Bu parçadaki numaralı terimlerden hangisi­nin açıklaması yanlıştır?

A)l.       B)ll.       QUI.’     D)IV.     E)V.

(1995-ÖYS)

 

37.   Aşağıdakilerin hangisinde verilen dîzeierde redif yoktur?
A) Ey, genç kanı kaynayan pınar
Ey, altında yatıp kaldığım çınar
B) Uzaktan görenler yine aldanır
Gözlerde bir hayal gibi canlanır
C) Ey, kumrulu bahçem, sümbüllü bağım
Ey, bülbüllü derem, mineli dağım
D) Yatıyor can evimde hep o sonsuz emeller
Gönlüme dokunmadı göğsümü yırtan eller
E) Akşam, sanki boşluk içime dolar
Dağların cilası gittikçe solar

(1995-ÖYS)

 

38.   Mesneviyle ilgili olarak aşağıda verilen bil­gilerden hangisi yanlıştır?
A) Uyak düzeni aa ba ca…. biçimindedir.
B) Beyit sayısı, konunun işlenişine göre belir­lenir.
C) Daha çok, aruz vezninin kısa kalıplarıyla yazılır.
D) Arap ve Türk edebiyatına İranlılardan geç­miştir.
E) Öyküleme gerektiren konular, bu türde iş­lenmiştir.

(1996-ÖYS)

 

39.   Okuma yok, yazma yok, bilmeyiz eski, yeni,
Kuzular bize söyler yılların geçtiğini,
Arzu, başlarımızdan yıldızlar gibi yüksek,
Önümüzde bir sürü, yanımızda bir köpek.
Bu dörtlükte aşağıdaki şiir türlerinden han­gisine özgü bir nitelik vardır?

A) Lirik şiir B) Didaktik şiir
C) Pastoral şiir D) Epik şiir
E) Dramatik şiir

(1996-ÖYS)

 

40.

Tanzimata kadar Türk toplumunda onun yerini destanlar, efsaneler, mesneviler ve halk hika­yeleriyle masallar tutmuştur. Bir edebiyat türü olarak bize Tanzimattan sonra Batıdan gelmiş, tir, ilk örnekler de Fransız edebiyatından yapılma çevirilerdir. Bunlardan ilk tanıdığımız yapıt, Yusuf Kâmil Paşa’nın bir çevirisidir. Bu parçada sözü edilen edebiyat türü aşa­ğıdakilerden hangisi olabilir?

A) Hikâye       B) Tiyatro      C)Gezi D) Anı E) Roman

(1996-OYS)

 

41.  Aşağıdaki destanlardan hangisi, birlikte ve­rildiği ulusa ait değildir?
A) Manas-iran B) Ramayana - Hint
C) Nibelungen - Alman D) Kalevala- Fin E) Ergenekon - Türk

(1997-ÖYS)

 

42.   Halk hikâyeleriyle ilgili olarak aşağıdaki yargılardan hangisi yanlıştır?
A) Sevgi ve kahramanlık konuları işlenir.
B) Kişiler gerçek yaşamdakilere yakındır; ola­ğanüstülükler oldukça sınırlıdır.
C) Oluştukları çağdaki sosyal yapıyı ve iç mü­cadeleleri yansıtır.
D) Anlatım tümüyle nesre dayalıdır.
E) Anlatıcıları okur yazar, az çok kültürlü kişi­lerdir.

(1997-ÖYS)

 

43. Divan edebiyatında “hicviye” denilen alaylı yergi şiirinin Halk edebiyatındaki karşılığı aşağıdakilerden hangisidir?

A) Koşma       B) Semai       C) Taşlama
D) Destan       E) Türkü

(1997-ÖYS)

44. Bir şairin, başka bir şairin şiirini konu ve bi­çim yönünden örnek alarak aynı ölçü, aynı uyak ve aynı redifle yazdığı benzer şiire ne ad verilir?

A) Muhammes B) Nazire       C) Murabba D) Taştir E) Müseddes

(1997-ÖYS)

 

45. Yazarın, özgürce seçtiği bir konuda iddia ve ispatlama kaygısı gütmeden düşüncelerini konuşma havası içerisinde “benli bir anla­tımla oluşturduğu yazı türüne ne ad verilir?

A) Deneme     B)Anı C) Eleştiri
D) Röportaj     E) Makale

(1997-ÖYS)

 

46. Bize İran edebiyatından geçmiştir. Dört dize­den oluşur. Aruz ölçüsünün kendine Özgü ka­lıplarıyla yazılır. Az sözle önemli bir şey söyle­nerek sağlanan anlam yoğunluğu, başta gelen özelliğidir. Genellikle felsefeyle ilgili düşünsel temalar işlenir.

Bu parçada sözü edilen Divan şiiri biçimi, aşağıdakilerden hangisidir?

A) Gazel /    B) Müstezat    C) Murabba p/Rubai        E) Kaside

(1998-ÖYS)

 

47.   Aşağıdakilerin hangisinde tam uyak vardır?

A) Çiğdemin menekşen kokar
Güzeller göğsüne takar

B) Kuş olsam gezsem havayı
Arayıp bulsam yuvayı

C) Geldim o dost ilinden
Koka koka gülünden

D) Birin bilir binin bilmez
Bu dünya kimseye kalmaz

E) Arı vardır uçup gezer
Teni tenden seçip gezer

(1998-ÖYS)

 

48.   Uzak, çok uzağız, şimdi ışıktan
Çocuk sesinden, gül ve sarmaşıktan
Dönmeyen gemiler olduk açıktan
Adımızı soran, arayan var mı?

Bu dörtlükle ilgili olarak aşağıdakilerin han­gisi söylenemez?

A) Hece ölçüsüyle yazılmıştır.
B) Redif vardır.
C) Uyak düzeni aaab’dir.
D) Yalnızlıktan söz edilmektedir.
E) Bir destandan alınmıştır.

(1998-ÖYS)

 

49.   Aşağıdaki yazı çeşitlerinin hangisi halk edebiyatı anonim eseri değildir?

A) Masal        B) Atasözü     C) Türkü D) Mani E) Semai

(1967-ÖSS)

 

50. İslâmiyet’ten önceki edebiyatımızda, ölen büyüklerin ardından, onların kahramanlık­larını ve ölümlerinin doğurduğu acıyı ifade etmek için söylenen manzumelere ne ad ve­rilir?

A) Koşuk        B)Sav C) Destan
D) Sagu E) Ağıt

(1967-ÜSS)

 

51. Aşağıdakilerden hangisi müstezat ile ser­best müstezat arasındaki bir ayrılık değildir?

A) Müstezat sadece belirli bir vezinle, serbest müstezat ise her türlü aruz kalıbı ile yazıla­bilir.

B) Müstezatta bir uzun mısrayı bir kısa mısra takip eder. Serbest müstezatta ise bu ba­kımdan kural yoktur.

C) Müstezat Divan şairine ait bir nazım şekli­dir; serbest müstezat ise Servet-i Fü-nun’dan sonra edebiyatımıza yerleşen bir tarzdır.

D) Müstezatın konusu belirli olduğu halde, serbest müstezatla her konu işlenebilir.

A) Müstezat ağır bir dille yazıldığı halde, ser­best müstezatların dili sadedir.

(1967-ÜSS)

 

52. Halk şiirinde bir ulusu ve bir ülkeyi yakın­dan etkileyen önemli olaylar üzerine yazıl­mış manzumelere ne ad verilir?

A) Varsağı      B) Mani        C) Semai D) Destan       E) Taşlama

(1968-ÜSS)

 

53. Divan edebiyatında bir şairin mesnevi tar­zında bir eser meydana getirmesine ne de­nir?

A) Muhammes B) Tahmis     C) Hamse D) Güldeste    E) Mecmua-i eş’ar

(1968-ÜSS)

 

54. “Bir yazının teması” sözünü sık sık duyarsınız. Tema aşağıdaki tariflerden hangisinin kar­şılığıdır?

A) Bir yazının plânına tema denir.

B) Bir yazının işleniş şekline tema denir.

C) Bir yazıda konunun işlenişine hakim olan duyguya’tema denir.

D) Bir yazıda bizi etkileyen fikre tema denir.

E) Bir yazının kendine mahsus üslûbuna tema denir.

(1968-ÜSS)

 

55. Koçaklama nedir?

A) Dede Korkut masallarındaki manzum bö­lümlerdir.

B) Halk edebiyatında koşma tarzında yazılmış yiğitlik şiirleridir.

C) Vatan sevgisini dile getiren şiirlerdir.

D) Tabiatın güzelliklerini anlatan şiirlerdir.

E) Bir kimseyi taşlamak için yazılan şiirlerdir.

(1968-ÜSS)

 

56.   Aşağıdaki tariflerden hangisi “Mesnevinin en iyi karşılığıdır?

Kalıcı Bağlantı

14/4/2009

FAİK BAYSAL

 

1922 yılında İstanbul'da doğdu. İlk, orta ve liseyi Saint Joseph Lisesi'nde okudu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Fransız Dili ve Edebiyatı Bölümü'ndeki yüksek öğreniminden sonra (1942), gazetelerde, şirketlerde, ansiklopedilerde çevirmenlik ve çeşitli liselerde Fransızca ve İngilizce öğretmenliği yaptı. Gazetelerde, dergilerde çalıştı. İkinci Dünya Savaşı boyunca yedek subay olarak orduda görev aldı. Başından sonuna kadar Meydan Larouse'un çalışmalarına katıldı; ilk romanı Sarduvan'ı 1944 yılında yayınladı. Arkasından çok sayıda şiir, öykü ve roman yazdı. Sarduvan'la Orhan Kemal Roman Armağanı'nı Sancı Meydanı'yla 'Sait Faik Hikaye Armağanı'nı kazandı. Faik Baysal'ın Fransızcadan birçok çevirisi vardır. Evli ve iki çocuk babasıdır.

İlk şiiri Gündüz dergisinde çıkan (1936), 1943'ten bu yana, en çok Varlık dergisinde şiir, hikâyelerine, gazetelerde tefrika romanlarına rastlanan Baysal, konularını büyükbabasının yanında çocukluğunu geçirdiği Adapazarı ve çevresi köy ve kasabalarında, İstanbul'un kenar mahallerinden aldı, sefalet ve serseriliklere kaymış insanların hayat dramlarını inceledi. Faik Baysal, 9 Aralık 2002'de vefat etti.

Baysal'ın Sanatı

Baysal, öyle gözler önünde olmayan, köşesinde kozasını ören; ömrünü edebiyatla iç içe yaşamaya, hatta bununla soluk almaya adayan, çevirileriyle yeryüzü kültürlerine açılmayı bir yaşama biçimine dönüştüren aydınlanmacı bir yazın insanıydı.

Şiirle adım attı yazın dünyasına. Ama asıl öykü ve romanlarıyla "1940 Kuşağı" içinde yer aldı, adını duyurdu. Bir bakıma 1944'te yayımladığı ilk romanı Sarduvan, yazarımızın edebiyat alanındaki yönelimini de ortaya koyan bir yapıt oldu.

Romanın yeni basımındaki sunuş yazısında, Baysal; "Roman büyük gürültü kopardı ve sonunda edebiyat kazandı," derken; gerçekten de o koparılan gürültünün üzerinde, en az bu roman kadar, durmak gerektiğini düşündürüyordu bizlere.

Baysal, 19 yaşında bir genç edebiyatçı olarak, içinden çıktığı toplumun sorunlarına ilgi duyan, yaşanılan düzensizlik ve yoksulluklardan rahatsız olan biridir. Amacı o tanıklığını romanıyla yansıtmaktır. Öyle de yapar. Yazar, gelip yaşadığı kentle yüzleşirken; taşrada (Adapazarı) yakından tanıdığı bir yörenin insan-yaşam gerçekliğine döner yüzünü. Duyduğu rahatsızlık toplumdaki değişimle gelen çarpıklık, yozlaşmadan kaynaklanır. Yazarı harekete geçiren de toplumun vicdanı olma duygusudur diyebiliriz. Bunu kendisi şöyle dile getirir: "Ben Sarduvan'ı daha çok bu rezilliği sarsmak, okuyucuya uyarıda bulunmak, biraz abartılı da olsa insanımızın gerçek dramını gözlerin önüne sermek, edebiyatımızı saçmasapan kitaplarıyla halkı afyon yutmuş gibi uyutan tefrikacılarımızın gerçek yüzlerini ortaya koymak için yazdım."

Romancımız, döneminin yazın ortamına da tepki duymaktadır aslında. Bu ilk roman, Baysal'ın bundan sonraki edebiyat yolu için bir kilometre taşı olur.

1957'de yayımladığı ikinci romanı Rezil Dünya, o çıkışının ne denli yerinde olduğunu pekiştiren bir örnektir. Henüz köy-kent kavramlarının edebiyatımızda tartışılmadığı bir ortamda, toplumcu bir bakışla yalın gerçekçilik savının roman ve öyküde nasıl biçim alabileceğini gösterebilen bir kuşağın yazarıdır, Baysal.

Bir yanı "Garip Şiiri"nin getirdiği açılımla dışa/sokağa/toplum yaşamına, ötedeki 'küçük insan'a nasıl bakılması gerektiğini; diğer yanı da toplumcu gerçekçi bakışla insan-toplum gerçekliğinin nasıl yansıtılması gerektiğini gösterir. İşte bu iki bileşimdir Faik Baysal kuşağının edebiyatını var eden. Gelenekselle modern arasındaki çizginin önünü açan, düzyazıda yeni bir dil kurup biçim geliştirerek, farklı bakış açılarının edebiyatı nasıl zenginleştirebileceğini gösterirler.

Baysal, işte bu oluşumun en 'sahih', en 'yalın' yerinde durur. İnandırıcı, içten, insanı ve toplumu seven, yerellikten çok yöre/kasaba-kent gerçekliğini önceleyen; giderek de öykü ve romanlarında bunun daha derişik yanlarını irdelemeyi amaçlayan bir tavır geliştirdiğini söyleyebiliriz. Elleri Sesinin Rengindeydi (1998) kitabındaki öyküleri bunun güzel örneğini sergiler.

Rezil Dünya (1957), Drina'da Son Gün (1972) ve Voli (1993) romanları değişimin dönemsel tanıklıklarını içermesi bakımından hem Faik Baysal'ın anlatı dünyasında, hem de romancılığımızda önemli bir yere sahiptir.

Son romanı Madam Bambu'dur.

Faik Baysal Eserleri

Güller Kanıyordu
Ilgaz Teyze Öldü
Rezil Dünya
Sarduvan
Voli
Drina'da Son Gün
Ateşi Yakanlar
Perşembe Adası
Sancı Meydanı
Nuni
Militan
Tota
Terlikler
Ayın Ucunda
Elleri Sesinin Rengindeydi
Kırmızı Sardunya
Madam Bambu
Şiirlerini Ayın Uçunda (1994) adlı kitabında topladı.

 

FAKİR BAYKURT

 

1929’da Burdur’un Yeşilova ilçesi Akçaköy’de doğdu. Az topraklı köylü bir ailenin çocuğu. 1948'de Gönen Köy Enstitüsü’nü bitirdi, 5 yıl köy öğretmenliği yaptı. 1955'te Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü’nden mezun oldu. Sivas, Hafik ve Şavşat’ta öğretmenlik, ilköğretim müfettişliği yaptı. İlk romanı "Yılanların Öcü"nün yayınlanmasından sonra Bakanlık emrine alındı. 1962'de ABD Indiana Üniversitesi'nde ders araçları konusunda eğitim gördü. Yurda dönüşünden sonra Türkiye Öğretmenler Sendikası'nın (TÖS) kuruluşunda görev aldı ve Türkiye Öğretmen Dernekleri Milli Federasyonu (TÖMFED) Genel Başkanı oldu. İlk öğretmenler boykotu nedeniyle 1969'da açığa alındı. 1971'de istifa etti. 12 mart döneminde 1971’de sıkıyönetimce tutuklandı. Askeri mahkeme önünde uzun süre yargılanıp beraat etti. Salıverildikten sonra Almanya’ya gitti. Uzun süre Duisburg kentinde yaşadı. 10 Ekim 1999’da burada yaşamını yitirdi. Yazmaya şiirle başladı. Orhan Veli çizgisinde ama köy hayatı içerikli şiirler yazdı. 1950'den sonra öykü ve romana yöneldi. Ona göre öykü, "yazıldığı dönemin tarihsel, toplumsal renklerini, özelliklerini içermeli az da olsa belge işlevi yüklenmelidir." İlk öykü kitabı "Çilli"den başlayarak öykülerinde kesitleri değil geniş açılımları, bir anın olayını değil geniş dönemlerin olaylarını işledi. Romanlarında Türkiye'deki köylü yaşamını halkçı ve devrimci bir bakış açısıyla ele aldı. Köylünün bilinci ve bilinçaltındaki istekleri, tepkileri, çelişkileri yansıttı. 1950-1970 döneminde etkili olan "köy edebiyatı hareketi"nin önde gelen temsilcisi oldu.

ESERLERİ:

Romanları
Yılanların Öcü (1954)
Irazcanın Dirliği (1961)
Onuncu Köy (1961)
Amerikan Sargısı (1967)
Tırpan (1970)
Köygöçüren (1973)
Keklik (1975)
Kara Ahmet Destanı (1977)
Yayla (1977)
Yüksek Fırınlar (1983)
Koca Ren (1986)
Yarım Ekmek (1997)
Kaplumbağalar (1980)

Öyküleri
Çilli (1955)
Efendilik Savaşı (1959)
Karın Ağrısı (1961)
Cüce Muhammet (1964)
Anadolu Garajı (1970)
On Binlerce Kağnı (1971)
Can Parası (1973)
İçerdeki Oğul (1974)
Sınırdaki Ölü (1975)
Gece Vardiyası (1982)
Barış Çöreği (1982)
Duirsbug Treni (1986)
Bizim İnce Kızlar (1992)
Dikenli Tel (1998)

Toplum ve Eğitim Yazıları
Efkar Tepesi (1960)
Şamaroğlanları (1976)
Kerem ile Aslı (1974)
Kale Kale (1978)
Kaplumbağalar (1980)

Çocuk Kitapları
Topal Arkadaş
Yandım Ali
Sakarca
Sarı Köpek
Dünya Güzeli (1985)
Saka Kuşları (1985)

Şiir
Bir Uzun Yol
Dostluga Akan Şiirler

Aldığı ödüller
1958 Yunus Nadi Roman Ödülü (Yılanların Öcü)
1970 TRT Sanat Ödülleri (Tırpan)
1970 TRT Sanat Ödülleri (Sınırdaki Ölü)
1971 Türk Dil Kurumu Roman Ödülü (Tırpan)
1974 Sait Faik Hikâye Armağanı (Can Parası)
1978 Orhan Kemal Roman Armağanı (Kara Ahmet Destanı)
1979 Tiyatro 79 Dergisi tarafından Yılın Oyunu Ödülü (Sakarca)
1980 Avni Dilligil Tiyatro Ödülü (Tırpan)
1984 Berlin Senatosu Çocuk Yazını Ödülü (Barış Çöreği)
1985 Alman Endüstri Birliği (BDI) Yazın Ödülü (Gece Vardiyası)
1998 Sedat Simavi Roman Ödülü (Yarım Ekmek)
1998 Yaşam Radyo Ustalara Saygı Onur Ödülü
1999 Pir Sultan Abdal Derneği Ödülü

 

FALİH RIFKI ATAY

 

1894'te İstanbul'da doğdu. Darülfünun (İstanbul Üniversitesi) Edebiyat Fakültesi'ni bitirdi. 20 Mart 1971'de İstanbul'da yaşamını yitirdi. 1911'de "Tecelli" dergisinde ilk şiirleri, Servet-i Fünun dergisinde ilk denemeleri yayınlandı. 1913'te Tanin gazetesinin başyazarı oldu. İstanbul mektupları, röportajlar, köşe yazıları yazdı. 1913-1914'te Bahriye ve Dahiliye kalemlerinde çalıştı. 1'inci Dünya Savaşı'nda yedeksubay olarak Suriye'de bulundu. 4'üncü Ordu Komutanı Cemal Paşa'nın özel kaleminde görev yaptı. Cemal Paşa Bahriye Nazırı olunca bakanlıkta çalışmaya başladı. Heybeliada Çarkçı Mektebi'nde Türkçe öğretmenliği yaptı. 1918'de birkaç arkadaşıyla birlikte Akşam gazetesini kurdu. Gazetenin Kurtuluş Savaşı'nı desteklemesi nedeniyle divan-ı harpte yargılanıp tutuklandı. 2'nci İnönü Savaşı'nın kazanılmasından sonra serbest bırakıldı, Anadolu'ya geçti. 1922'den sonra Bolu ve Ankara milletvekili olarak Meclis'e girdi. Atatürk'e yakın kişiler arasında yer aldı. Cumhuriyet Halk Partisi'nin yayın organı olan Hakimiyet-i Milliye gazetesinde, ardından Ulus'ta yayınlanan köşe yazılarında, Osmanlı Devleti'nden Cumhuriyet'e geçişin yarattığı sorunlar üzerinde durdu. Yapılan reformları ve Batılılaşma çalışmalarını savundu. Gezi yazılarıyla Cumhuriyet döneminin ilk örneklerini verdi. 1950'de Demokrat Parti iktidarından sonra 1952'de İstanbul'da "Dünya" gazetesini kurdu. Yaşamının sonuna kadar bu gazetede başyazılar ve röportajlar yazdı.

ESERLERİ

FIKRA:
Niçin Kurtulmamak (1953)
Çile (1955)
İnanç (1965)
Kurtuluş (1966)
Pazar Konuşmaları (1966)
Bayrak (1970)

ANI:
Atatürk'ün Bana Anlattıkları (1955)
Çankaya (1961)
Atatürk Ne İdi (1968)

GEZİ:
Faşist Roma, Kemalist Tiran, Kaybolmuş Makedonya (1930)
Denizaşırı (1931)
Yeni Rusya (1931)
Moskova-Roma (1932)
Bizim Akdeniz (1934)
Taymis Kıyıları (1934)
Tuna Kıyıları (1938)
Hind (1944)
Yolcu Defteri (1946)

 

FARUK NAFIZ ÇAMLIBEL

 

18 Mayıs 1889'da İstanbul’da doğdu. 8 Kasım 1973’te Akdeniz’de seyreden Samsun gemisinde yaşamını yitirdi. Türk şiirinde "hecenin 5 şairi" diye bilinen şairlerden biri. Yenilikçi edebiyatımızın geçiş döneminde dili, tekniği ve romantik İstanbul’lu kişiliğiyle de olsa, Anadolu gerçeğine açıldı. Türkçenin gelişmesine büyük katkı sağladı. Milli edebiyat akımına verdiği güçle kendisinden sonra gelen kuşaktaki biçok şairi etkiledi. Yahya Kemal Beyatlı ve Ahmet Haşim şiirinin yanında üçüncü bir kümenin oluşmasına neden oldu. İstanbul Darülfünun'u Tıp Fakültesi'ndeki eğitimini yarım bıraktı. Kayseri, İstanbul ve Ankara’da liselerde ve öğretmen okullarında edebiyat dersleri verdi. 1946-1960 arasında Demokrat Parti'den İstanbul’dan milletvekili seçildi. 27 Mayıs 1960’tan sonra bir süre Yassıada’da tutuklu kaldı. Biraz Cenap Şahabettin'den, büyük ölçüde de Yahya Kemal Beyatlı'dan etkilenerek ilk şiirlerini aruz vezniyle yazdı. Sonra hece veznine döndü. Anadolu insanının duygularını işleyerek Milli edebiyat akımının yurtçu duyarlılığını zengileştirdi. Erkek bencilliğini yücelten aşk şiirleri de yazdı. Anayurt adlı dergiyi 8 sayı çıkardı. "Çamdeviren", "Deli Ozan" gibi takma isimlerle mizah şiirleri yazdı. Fıkra, manzum oyun, roman türünde eserleri de var.

ESERLERİ:

ŞİİR:
Şarkın Sultanları (1919)
Gönülden Gönüle (1919)
Dinle Neyden (1919)
Çoban Çeşmesi (1926)
Suda Halkalar (1928)
Bir Ömür Böyle Geçti (1933)
Elimle Seçtiklerim (1934)
Akarsu (1937)
Tatlı Sert (Mizah Şiirleri, 1938)
Akıncı Türküleri (1938)
Heyecan ve Sükûn (1959)
Zindan Duvarları (1967)
Han Duvarları (Seçme Şiirler, 1969)

OYUN:
Canavar (1925)
Özyurt (1932)
Akın (1932)
Kahraman (1933)
Yayla Kartalı (1945)

ROMAN:
Yıldız Yağmuru (1936)

 

FAZIL HÜSNÜ DAĞLARCA

 

1914'te İstanbul’da doğdu. Babası subay olduğu için ilk ve orta öğrenimini Türkiye'nin değişik yerlerinde tamamladı. Kuleli Askeri Lisesi ve Harp Okulu’nu bitirdi. Orduya katıldı. 15 yıl asker olarak hizmet yaptı, Doğu ve Orta Anadolu, Trakya'yı dolaştı. Önyüzbaşı rütbesinde iken kendi isteğiyle ordudan ayrıldı. Basın Yayın ve Turizm Genel Müdürlüğü'nde kısa bir süre görev yaptı. Çalışma Bakanlığı İş Müfettişi olarak İstanbul’da çalıştı. 1959'da İstanbul Aksaray’da "Kitap" Kitabevini açtı. Yayıncılık yaptı, 1960-1964 arasında "Türkçe" isimli bir aylık dergi çıkardı. 1970'te yayınevini kapattı, sadece şiirle uğraşmaya başladı. Yayınlanan ilk yazısı Yeni Adana Gazetesi'nin 1927'de düzenlediği yarışmada birincilik alan bir öyküydü. İlk şiiri "Yavaşlayan Ömür" 1933'te İstanbul Dergisi'nde çıktı. Yusuf Ziya Ortaç, Faruk Nafiz Çamlıbel ve Peyami Safa'nın da dikkatini çeken şiirleri Varlık, Kültür Haftası, Yücel, Aile, İnkılapçı, Gençlik, Yeditepe, Türk Dili, Yenilik, Vatan, Çağrı, Türkçe, Ataç, Türk Yurdu, Yön, Devrim gibi dergilerde yayınlandı. İlk şiirlerinde Necip Fazıl Kısakürek etkisinde kaldı. "Havaya Çizilen Dünya" (1934) şiir kitabındaki şiirlerinde bu etki görülür. Kendi şiir çizgisine yönelişi "Çocuk ve Allah", "Daha" (1940) kitaplarıyla başlar. Şiiri "sezgi" ve "us" olmak üzere iki dönemde incelenebilir. Sezgi dönemi eserleri "Havaya Çizilen Dünya" (1934), "Çocuk ve Allah" ile "Daha"yı (1940) izleyen "Çakırın Destanı" (1945), "Taş Devri" (1945) kitaplarını kapsar.

"Asû" (1955) ile başlayan ikinci dönem günümüze kadarki şiirlerinde etkin olan "usçu" dönemdir. Sezgi döneminde kendine has bir şiir dili ve biçemi yaratmaya çalıştı. "Us" dönemi ise güçlü bir Türkçe tutkusuyla dikkat çeker. Dağlarca bu dönemde dilin arılaştırılması çabalarına katıldı, evrensel temalara ağırlık vermeye başladı. 1970 sonrasında yoğunlukla çocuk şiirleri yazdı. Hem Türkiye'de hem uluslararası düzeyde birçok ödül kazandı, bir çok ülkede şiirleri okundu. Kitapları birçok dile çevrildi.

ESERLERİ:

ŞİİR:
Havaya Çizilen Dünya (1935)
Çocuk ve Allah (1940)
Daha (1943)
Çakırın Destanı (1945)
Taş Devri (1945)
Üç Şehitler Destanı (1949)
Toprak Ana (1950)
Aç Yazı (1951)
İstiklal Savaşı- Samsun’dan Ankara’ya (1951)
İstiklal Savaşı- İnönüler (1951)
Sivaslı Karınca (1951)
İstanbul-Fetih Destanı (1953)
Anıtkabir (1953)
Asu (1955)
Delice Böcek (1957)
Batı Acısı (1958)
Mevlana’da Olmak (Gezi) (1958)
Hoo’lar (1960)
Özgürlük Alanı (1960)
Cezayir Türküsü (Fransızca, İngilizce ve Arapça çevirileriyle birlikte, 1961)
Aylam (1962)
Türk Olmak (1963)
Yedi Memetler (1964)
Çanakkale Destanı (1965)
Dışarıdan Gazel (1965)
Kazmalama (1965)
Yeryağ (1965)
Vietnam Savaşımız (İngilizcesiyle, 1966)
Kubilay Destanı (1968)
Haydi (1968)
19 Mayıs Destanı (1969)
Vietnam Körü (destan-oyun) (1970)
Hiroşima (Fransızca,İngilizce çevirileriyle, 1970)
Malazgirt Ululaması (1971)
Kınalı Kuzu Ağıdı (1972)
Gazi Mustafa Kemal Atatürk (1973)
Horoz (1977)
Hollandalı Dörtlükler (1977)
Çukurova Koçaklaması (1979)
Nötron Bombası (1981)
Yunus Emre’de Olmak (1981)
Çıplak (1981)
İlk Yapıtla 50 Yıl Sonrakiler (1985)
Uzaklarda Giyinmek (1990)
Dildeki Bilgisayar (1992)

ÖDÜLLERİ

1946 CHP Şiir Yarışması üçüncülüğü
1956 Yeditepe Şiir Armağanı Asu kitabıyla
1958 Türk Dil Kurumu Şiir Ödülü Delice Böcek kitabıyla
1966 Milli Talebe Federasyonu Turhan Emeksiz Şiir Armağanı Delice Böcek ile
1977 Sedat Simavi Vakfı Ödülü’nü Peride Celal ile bölüştü, Horoz şiir kitabıyla
1967 International Poetry Forum (Uluslararası Şiir Forumu, Pittsburg
Amerika) tarafından "En İyi Türk Şairi" seçildi
1974 Struga (Yugoslavya) Şiir Festivalleri’nde Altın Çelenk ödülü

 

FERİD EDGÜ

 

24 Şubat 1936’da İstanbul’da doğdu. İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümü’nde eğitim görürken kazandığı bir sınavla Almanya'ya gitti. Oradan Fransa'ya geçti. 1959-1964 arasında Paris’te resim çalışmalarının yanısıra felsefe, sanat tarihi, seramik kurslarına katıldı. Askerliğini yedeksubay öğretmen olarak yaptı. 1 yıl daha Paris’te yaşadı. Türkiye’ye dönüşünde önce metin yazarlığı yaptı. Daha sonra DATA reklamcılık ve Ada yayıncılık şirketlerini kurdu. Yazın hayatına şiirle başladı. İlk şiiri 1952’de Kaynak dergisinde, ilk öyküsü 1954’te Yeni Ufuklar dergisinde yayınlandı. Yazılarında edebiyatın konumu, yazarın özgün koşulları ve nitelikleri üzerine düşünceleriyle dikkat çekti. Plastik sanatlar alanındaki deneme, eleştiri ve tartışmalarıyla ilgi uyandırdı. Romanlarında "niçin" sorusundan çok "nasıl" sorusu üzerinde durdu. Çevresiyle uyum sağlayamayan bireyin sorunlarına eğildi. "O" adlı romanı, Onat Kutlar’ın senaryosuyla Erden Kıral tarafından "Hakkâri’de Bir Mevsim" adıyla filme çekildi. Film, 1983’te 33. Berlin Film Festivali’nde ve 1984’te 2. Akdeniz Kültürleri Film Festivali’nde ödül aldı. Abidin Dino, Yüksel Arslan, Bedri Rahmi, Eren Eyüboğlu, Füreya, Aliye Berger ve Ergin İnan’ın yaşamlarıyla ilgili araştırma kitapları da yayınladı.

Ferit Edgü Eserleri

Roman
Kimse (1976)
O/Hakkari'de Bir Mevsim (1977)
Eylülün Gölgesinde Bir Yazdı (1988)

Öykü
Kaçkınlar (1959)
Bozgun (1962)
Av (1968)
Bir Gemide (1978)
Çığlık (1982)
Binbir Hece (1991)
Doğu Öyküleri (1995)
İşte Deniz, Maria (1999)
Do Sesi (2002)
Avara Kasnak (2005)
Nijinski Öyküleri (2007)

Senaryo
Hakkâri'de Bir Mevsim (O adlı romanından senaryo, Onat Kutlar ile birlikte)

Deneme
Tüm Ders Notları (1978)
Yazmak Eylemi (1980)
Şimdi Saat Kaç? (1986)
Yeni Ders Notları (1991)
Seyir Sözcükleri (1996)
Devam (2001)
Sözlü/ Yazılı (2003)
İnsanlık Halleri (2003)

Şiir
Ah Min-el Aşk (1978)
Dağ Şiirleri (1999)

Anı
Görsel Yolculuklar (2003)

Biyografi
Abidin (2003)
Avni Arbaş (2001)
Osman Hamdi-Bilinmeyen Resimleri (1986)

Çocuk Kitabı
Doğa Dostları (2004)

Ödülleri
Sait Faik Hikâye Armağanı 1979 (Bir Gemide)
Türk Dil Kurumu Deneme Ödülü 1979 (Tüm Ders Notları)
Sedat Simavi Vakfı Edebiyat Ödülü 1988 (Eylülün Gölgesinde Bir Yazdı)

 

FEYZİ HALICI

 

1924'te Konya’da doğdu. İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi’nden mezun oldu. Konya’da ticaretle uğraştı. Bir dönem senatör seçilerek parlamentoya girdi (1967). Konya Kültür ve Turizm Vakfı’nın faaliyetlerini yönetti. Uzun yıllar "Çağrı" adlı edebiyat dergisini çıkardı. Geleneksel halk şiiri biçimlerini, çağdaş şiire başarıyla uygulayan şairlerimizden.

 

FEYZİ HALICI ESERLERİ:

ŞİİR:
Bir Aşkın Şiirleri (1947)
Masmavi (1952)
İstanbul Caddesi (1957)
Günaydın (1960)
Dinle Neyden (1960)
Gecenin Bir Yerinde İki Ceylan (düzyazı şiirler, 1966)
Selçukyada Aşk (1967)

 

FRANCOİSE SAGAN

 

Fransız kadın yazar.

Lot eyaletinin Cajarl kasabasında 1935 yılında doğan Sagan, Sorbonne Üniversitesinin felsefe bölümünün birinci sınıfını bitiremeyerek ayrıldı.

Edebiyat dünyasına 1954 senesinde Merhaba Hüzün isimli romanıyla katıldı.

Gerçek adı Françoise Quoirez. İleride yazacağı romanlarının kahramanlarının yaratılışında da etkili olacak olan bir burjuva ailenin kızı.

İkinci Dünya Savaşı sonrasında Paris’te yaşamaya başladı.

1954 yılında ilk kitabı, Günaydın Hüzün yayınlandı. Bu kitap yazara Eleştirmenler Ödülü’nü getirdi. Büyük gürültüler kopartan bu kitabı, aralarında Brahms’ı Sever misiniz?, Bir Ay İçinde, Bir Yıl İçinde’nin de olduğu diğer romanlar izledi.

1960 yılında, ilk tiyatro oyunu İsveç’te Bir Şato yayınlandı.

1958 yılında Guy Schoeller’le, 1962 yılında Robert Westhoff’la evlendi.
Kırk iki kitap yazdı.

Kalıcı Bağlantı

14/4/2009

FÜRUZAN

 

29 Ekim 1935’te İstanbul’da doğdu. Sadece ilkokul eğitimi alabildi. Kendi kendini yetiştirdi. İlk öyküsü 1956’da Seçilmiş Hikayeler Dergisi’nde yayınlandı. 1964-1972 arasında Dost, Yeni Dergi ve Papirüs’te yayınlanan öyküleriyle dikkat çekti. 1975’te çağrılı olarak Berlin’e gitti. Bir yıl kaldığı Berlin’de Türk işçilerle röportajlar yaptı. "Benim Sinemalarım" adlı öyküsü 1989’de sinemaya uyarlandı. İlk romanı "Parasız Yatılı" ile 1972 Sait Faik Hikaye Armağanı'nı kazanınca ünlendi. İlk romanlarında düşmüş kadınlar, kötü yola sürüklenen küçük kızların, çöküş sürecindeki burjuva ailelerin, yeni yaşama koşullarından bunalan, yurt özlemi çeken göçmenlerin, yoksulluk içinde yaşama savaşı veren, tek silahları sevgi olan yalnız kalmış kadınların, çocukların dramlarına sevecen bir bakışla eğildi. Ayrıntılarla beslediği canlı anlatımı, karaterleri işleyişindeki derinlikle dikkat çekti. Almanya incelemelerinden sonra da göçmen ve gurbetçi işçi soranları üzerinde durdu. Ayrı kültürlerden gelen insanların yaşamlarından kesitler verdi, özellikle gurbetçilerin çocuklarının sorunlarına eğildi.

Füruzan Eserleri

ÖYKÜ:
Parasız Yatılı (1971)
Kuşatma (1972)
Benim Sinemalarım (1973)
Gecenin Öteki Yüzü (1982)
Gül Mevsimidir (1985)

ROMAN:
47’liler (1974)
Berlin’in Nar Çiçeği (1988)

GEZİ-RÖPORTAJ:
Yeni Konuklar (1977)
Balkan Yolcusu (1994)
Ev Sahipleri (1981)

OYUN:
Redife’ye Güzelleme (1981)
Kış Gelmeden (1997)

ŞİİR:
Lodoslar Kenti (1991)

ÇOCUK KİTABI:
Die Kinder Der Turkei (1979, Türkiyeli Çocuklar)

ÖDÜLLERİ
1972 Sait Faik Hikaye Armağanı, Parasız Yatılı ile
1975 Türk Dil Kurumu Roman Ödülü, 47’liler ile

 

GABRİEL GARCİA MARGUEZ

 

1928'de Kolombiya’da doğdu. Büyükannesiyle büyükbabasının evinde, teyzelerinin yanında büyüdü. Boş inançlara bağlı, olağanüstü olayları doğallıkla anlatan, her söylenene inanan bu kadınların anlattıkları, yazarın üslubunun biçimlenmesine büyük etki yaptı. Roman yazmaya başlamadan önce gazetecilik yaptı. Bu deneyimi sayesinde romanlarındaki büyülü gerçekçiliği, tuzağa düşmeden, ayaklarını yere sağlamca basarak işleyebildi. Romanlarının korsan basımlarının yüzbinleri bulması üzerine kitaplarının, anayurdu Kolombiya’da yayınlanmasını yasaklattı. 1967’de yayınlandığında edebiyat dünyasında büyük yankılar uyandıran "Yüzyıllık Yalnızlık"tan sonra çarpıcı bir anlatımla, büyülü gerçekçilikle işlediği pek çok roman yazdı. 1982’de de Nobel Edebiyat Ödülü’nü aldı. Latin Amerika’yı ilkel güzelliği ve el değmemişliği içinde tanıtırken, düş ile belleği, olayların akışını gösterişsiz, ama şaşırtıcı bir üslupla birbirine karıştırır. Tarihsel doğruluğa ve gerçekliğe bağlı kalmaya da özen gösterir.

Gabriel Garcia Marquez -Türkçe'ye Çevrilmiş Eserleri

Roman
Aşk ve Öbür Cinler ,1994
Başkan Babamızın Sonbaharı ,1975
Benim Hüzünlü Orospularım ,2004
Kırmızı Pazartesi ,1981
Kolera Günlerinde Aşk ,1985
Labirentindeki General ,1989
Şili'de Gizlice ,1986
Bir Kaçırılma Öyküsü ,1996
Yüzyıllık Yalnızlık ,1967
Şer Saati ,1962

Öykü
Albaya Mektup Yazan Kimse Yok ,1961
Bir Kayıp Denizci ,1955
Hanım Ana'nın Cenaze Töreni ,1962
On İki Gezici Öykü ,1992
Yaprak Fırtınası ,1955
iyi kalpli erendira ile insafsız büyükannesinin inanılmaz ve acıklı öyküsü ,1972
Sevgiden Öte Sürekli Ölüm

Anı
Anlatmak için yaşamak ,2002 (Vivir para Contarla)

 

GÜLSELİ İNAL

 

1947’de İstanbul’da doğdu. İstanbul Üniversitesi Felsefe-Sosyoloji Bölümü'nü bitirdi. Genç yaşta evlendi, iki çocuğu oldu. 1991’de eşinden ayrıldı. 1981’de Mehmet Fuat, Yazko Edebiyat’ta ilk şiirini yayınladı. Varlık, Gösteri, Yazko Edebiyat, Sombahar, Somut ve diğer dergilerde şiir ve denemeleri yayınlanmaya başladı. 1985’te ilk kitabı Sulara Gönüllü Çağrı, Burhan Uygur’un şiirler için yaptığı desenlerle birlikte yayınlandı. 1988’de Dolunay, Şahin Kaygun tarafından filme alındı. Film birçok ödülü kazandı.

 

GÜLSELİ İNAL ESERLERİ

ŞİİR:
Sulara Gönüllü Çağrı (1985)
Lale Sesiydiler ve Yoktular (1987)
Letoon (1989)
Dans Natura (1991)
Sif ve Gula (1992)

 

GÜLTEN AKIN

1933'te Yozgat’ta doğdu. 1955'te Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. 1956’da evlendi. Beş çocuk büyüttü. Avukatlık ve öğretmenlik yaptı. 1958-1972 arasında Anadolu’nun çeşitli ilçelerinde yaşadı. 1972'de Ankara'ya yerleşerek Türk Dil Kurumu Derleme ve Tarama Kolu'nda çalıştı. Kültür Bakanlığı Yayın Danışma Kurulu üyeliğinde bulundu.Demokratik kitle örgütlerinin yeniden kuruluşu çalışmalarına katıldı. İnsan Hakları Derneği, Halkevleri, Dil Derneği gibi örgütlerde kurucu ve yönetici olarak görev aldı.

Son Haber gazetesinde ilk şiiri 1951'de yayımlandı. Ardından Hisar, Varlık, Yeditepe, Türk Dili, Mülkiye gibi dergilerde çıktı. Başlarda şiirlerinin konusu doğa, aşk, ayrılık, özlem iken, daha sonraları ise toplumsal sorunlar ağır bastı. 1980 öncesinde halkın yaşadıkları, onun da hayatına ve şiirine yansıdı. Daha sonraki şiirlerinde toplumsal sorunlara yöneldi. Gezip gördüğü yerlerden aldığı esinle zenginleşen ve coşkulu bir insan sevgisiyle yoğrulan şiiri, toplumsal sorunları, yaşam-halk ilişkisini öne çıkardı. Şiirlerinde büyük ölçüdü folklor öğelerinden yararlandı. Şiir üzerine yazılarını biraraya getiren "Şiiri Düzde Kuşatmak" (1983) kitabında, halk kaynağına inme isteğini, "Halkta var olan öz ve biçimi diyalektik olarak yükseltmek, şiiri yükseltirken halkın yaşamının ve yaşam biçimlerinin yükselmesine yardımcı olmak" sözleriyle açıklar. Şiirleri pek çok dile çevrildi ve kırktan fazla şiiri bestelendi. Bestelenen şiirlerinden biri, Sezen Aksu'nun 1993 tarihli albümüne adını veren Deli Kızın Türküsüdür. Ayrıca yazarın kısa oyunları da vardır.

Gülten Akın Eserleri

Bazı şiir kitapları
Rüzgar Saati (1956)
Kestim Kara Saçlarımı (1960)
Sığda (1964)
Kırmızı Karanfil (1971)
Maraş'ın ve Ökkeş'in Destanı (1972)
Ağıtlar ve Türküler (1976)
Seyran Destanı (1979)
İlahiler (1983)
Sevda Kalıcıdır (1991)
Sonra İşte Yaşlandım (1995)
Sessiz Arka Bahçeler (1998)
Uzak Bir Kıyıda (2003)

Bestelenmiş şiirleri
Büyü Yavrum: Grup Yorum (1987); Edip Akbayram, Kemal Sahir Gürel (1988)
Deli Kızın Türküsü : Sezen Aksu (1993)

Ödülleri (bazıları)
1955 - Varlık şiir yarışmasında birincilik ödülü
1964 - Türk Dil Kurumu Şiir Ödülü
1972 - TRT Sanat Ödülleri Yarışması'nda Başarı Ödülü
1976 - Yeditepe Şiir Armağanı
1991 - Halil Kocagöz Ödülü
1992 - Sedat Simavi Vakfı Edebiyat Ödülü
1999 - Akdeniz Altın Portakal Şiir Ödülü
2003 - Dünya Gazetesi Yılın Telif Kitabı Ödülü
2008 - Erdal Öz Edebiyat Ödülü

 

GÜLTEN DAYIOĞLU

1935’te Kütahya’nın Emet ilçesinde doğdu. İstanbul’da Atatürk Kız Lisesi’ni bitirdi. Bir süre Hukuk Fakültesi’nde öğrenim gördü. Dışarıdan sınavlara girerek ilkokul öğretmeni oldu. On beş yıllık hizmetten sonra 1977'de istifa etti. Romanlar, öyküler, radyo ve televizyon oyunları yazdı. 1965'ten beri eğitim ve öğretim sorunlarıyla ilgili görüşlerini Cumhuriyet ve Milliyet gazeteleri ile çeşitli dergilerdeki yazılarıyla dile getiriyor. Daha çok çocuk edebiyatıyla uğraştı. 1963-1971 yıllarında çocuklar için, birer hikayelik yirmi altı küçük kitap yayınladı. Altı-dokuz yaş grubu için 20 kitaplık "Ece ile Yüce" isimli bir de dizi hazırladı.

GÜLTEN DAYIOĞLU ESERLERİ:

ÖYKÜ:
Döl (1970)
Geride Kalanlar (1975)
Geriye Dönenler (1986)

ÇOCUK KİTAPLARI:

ROMAN:
Fadiş (1971)
Dört Kardeştiler (1971)
Suna’nın Serçeleri (1974)
Yurdumu Özledim (1977)
Ben Büyüyünce (1979)
Dünya Çocukların Olsa (1981)
Ölümsüz Ece (1985)
Kafdağı’nın Ardına Yolculuk (1987)
Parpat Dağının Esrarı (1989)
Midas Kartalının Gözleri (1991)
Tuna’dan Uçan Kuş (1992)
Yeşil Kiraz (1992)

ÖYKÜ:
Uçan Motor (1965)
Kırmızı Bisikletin Binicisi (1965)
Leylek Karda Kaldı (1979)
Şenlik Günü (1983)
Kır Gezisi (1983)
Azat Kuşu (1984)
Deli Bey (1984)
Kumluktaki Yavru Martı (1984)
Sıcak Ekmek (1984)
Uçurtma (1984)
Neşeli Boyacı (1988)
Küskün Ayıcık (1989)
Yaşanmış Hayvan Öyküleri I-II (1991)
Leylek Karda Kaldı (1991)

BİLİMKURGU:
Akıllı Pireler (1982)
Işın Çağı Çocukları (1987)

GEZİ:
Bambaşka Bir Ülke Amerika’ya Yolculuk (1990)
Efsaneler Ülkesi Çin’e Yolculuk (1990)
Kangurular Ülkesi Avustralya’ya Yolculuk (1991)
Doğal Güzellikler Ülkesi Kenya’ya Yolculuk (1993)

ÖDÜLLERİ:

1965 Yunus Nadi Yarışması Öykü Ödülü ikinciliği, Döl ile
1974 Arkın Çocuk Edebiyatı Yarışması armağanı
1987 Aile Sağlığı ve Planlaması Vakfı Ödülü, Gül Gelin adlı öyküyle
1987 Kültür ve Turizm Bakanlığı Çocuk Edebiyatı Ödülü, Kafdağı’nın Ardına Yolculuk ile
1989 İzmir Büyükşehir Belediyesi Çocuk Romanı Ödülü, Parpat Dağı’nın Esrarı ile
1990 Altın Kitap Ödülü

 

GÜNGÖR DİLMEN

1959'da Sinema - Tiyatro Dergisi`nin açtığı yarışmada, yazdığı tek perdelik oyun Midas'ın kulakları ile birincilik ödülünü kazanan Dilmen, 1960 yılında İstanbul üniversitesi Edebiyat Fakültesi Klâsik Filoloji bölümünden mezun olmuştur. Sanatçı, İsrail ve Yunanistan'da tiyatro çalışmaları yaparak, ardından 1961'den 1964'e kadar Amerikan Yale ve Washington üniversitelerinde tiyatro öğrenimi gördü. İstanbul Şehir Tiyatroları'nda yönetmen yardımcılığı ve dramaturgluk yaptı. TRT İstanbul Radyosu'nda tiyatro alanında şef olarak çalıştı. Halen İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Tiyatro Bölümü’nde öğretim görevlisi olarak çalışmaktadır. Dilmen'in ayrıca bir sinema filmi (İttihat ve Terakki) ve bir dizi (Bağdat Hatun) senaryosu çalışması bulunmaktadır.

Güngör Dilmen Eserleri

Ayak Parmakları (1960)
Avcı Karkap (1960)
Canlı Maymun Lokantası (1964)
Midas’ın Kulakları (1965)
Kurban (1967)
Bağdat Hatun (1982)
Deli Dumrul (1982, Akad’ın Yayı ile birlikte)
Ak Tanrılar (1983)
Hasan Sabbah (1983)

Tiyatro Oyunları
Galile'nin Günahları
Osmanlı Dram Kumpanyası
Hakimiyeti Milliye Aş Evi
Kurban
Aşkımız Aksarayın En Büyük Yangını
Ben Anadolu
Bağdat Hatun
Deli Dumrul
Midas'ın Kulakları
Midas'ın Kör Düğümü
Akad'ın Yayı
Troya İçinde Vurdular Beni

Ödülleri
Sinema - Tiyatro Dergisi, 1959, Birincilik ödülü, Midas'ın Kulakları
Halkevleri Genel Merkezi, 1963, Şinasi Efendi Tiyatro Ödülü, Canlı Maymun Lokantası
İlhan İskender Armağanı, 1967, Kurban
Yunus Nadi Armağanı, 1970, Anzavur
Türk Dil Kurumu, 1975, Ak Tanrılar
Muhsin Ertuğrul Oyun Ödülü, 1979, Deli Dumrul
Enka Sanat Ödülleri, 1984, Devlet Ve İnsan
Uluslararası Endüstri ve Ticaret Bankası Tiyatro Oyunu Yarışması, 1984, Birincilik, Ben Anadolu: Söylenceden Gerçeğe
Ulvi Uraz Tiyatro Ödülü, 1986, Ben Anadolu: Söylenceden Gerçeğe
İş Bankası Tiyatro Büyük Ödülü, 1988, Aşkımız Aksaray’ın En Büyük Yangını
İsmet Küntay ödülü, 1990, Aşkımız Aksaray’ın En Büyük Yangını
Kültür Bakanlığı Ödülü, 1990, Troya İçinde Vurdular Beni

 

Kalıcı Bağlantı

12/4/2009

ABDULLAH CEVDET

 

9 Eylül 1869'da Arapkir'de doğdu. 29 Kasım 1932'de İstanbul'da yaşamını yitirdi. Osmanlı siyaset adamı ve düşünür. Jön Türk hareketi ile 2'nci Meşrutiyet döneminin düşünce yapısında önemli etkisi oldu. Mamuret'ül-Aziz Askeri Rüşdiyesi ve Kuleli Askeri Tıbbiye İdadisi'ni bitirdi. Mekteb-i Tıbbiye-i Şâhâne'ye girdi. Dindar bir kişi olarak yetişmesine rağmen, okulda yaygın olan biyolojik materyalizmden etkilendi. "Fünun ve Felsefe" kitabı 1897'de Cenevre'de basıldı. Bir felsefe kitabı olan bu eserinde İslam uleması ile biyolojik materyalist düşünürlerin görüşlerini bağdaştırmaya çalıştı. Rusya'dan gelen popülist akımın etkisiyle siyasetle ilgilenmeye başladı. 1889'da İttihad-ı Osmani Cemiyeti'ni kurdu. Bu cemiyer daha sonra İttihat ve Terakki adını aldı. Bir kaç kez tutuklandı. Bir süre okuldan uzaklaştırıldı. 1894'te tıbbiyeyi bitirdi, Haydarpaşa Hastanesi'nde göreve başladı. Kısa bir süre Diyarbakır'a gönderildi. Diyarbakır İttihat ve Terakki şubesini kurdu. Ziya Gökalp ile tanışıp örgüte girmesini sağladı. 1895'te bozgunculuk suçlamasıyla tutuklandı, Trablusgarp'a sürüldü. 1897'de Paris'e kaçtı. Jön Türk hareketi içindeki bölünme sırasında Ahmed Rıza Bey grubuna katıldı. 1987'de Cenevre'ye giderek Jön Türkler'in merkezi yayın organı olan "Osmanlı" gazetesini çıkardı. Batı eserlerinden çeviriler yaptı. Giyom Tel'i çevirdi. 2'nci Abdülhamit'le yapılan anlaşma uyarınca para alarak yazmamama sözü verdi. Ertesi yıl Trablusgarp ve Fizan'daki siyasi tutukluların affı karşılığı tekrar yazmama sözü verdi ve Viyana Sefareti doktorluğuna atandı. 1903'te Avusturya'dan sınırdışı edildi. Cenevre'ye geçip "Osmanlı" gazetesini tekrar yayınlamaya başladı. "İçtihad" dergisini çıkardı, bu ismi taşıyan bir yayınevi kurdu. Halkı Batı kültürü doğrultusunda eğitmek amacıyla eserler yayınladı.

1904'te Osmanlı Sarayı'nın baskıları sonucu İsviçre'den de sınırdışı edildi. İçtihad'ı Mısır'a taşıdı, etkinliklerini Kahire'de sürdürdü. "Adem-i Merkeziyet" cemiyetinin üyesi oldu. Bilimsel makaleler yazdı. 1906 Erzurum ayaklanmasında halkı başkaldırmaya çağıran bildiriler hazırladı. 1910'da İstanbul'a döndü. 1911'de İçtihad'ı yayınlamaya başladı. Dergi, yayınlanan dinsel içerikli yazılar nedeniyle sık sık kapatıldı. İttihatçılara karşı tutumunu sürdürdüğü için 1914'te derginin yanını durduruldu. "İkdam" gazetesindeki yazılarıyla ekonomide özel girişimlerin geliştirilmesini ve anglo-sakson eğitiminin yararlarını savundu. Mütareke döneminde İngiltere yanlısı bir tutum izledi. İngiliz Muhibleri Cemiyeti'nin kuruluşunda aktif rol oynadı. Kürt Teali Cemiyeti'nde çalıştı. Bahailiğin bir dünya dini olarak kabul edilmesini istemesi tepkilere yol açtı. Mütareke dönemindeki etkinlikleri nedeniyle Cumhuriyet döneminde devlet işlerinden ömür boyu uzak tutulması kararlaştırıldı. Yaşamının bundan sonraki bölümünde şiir kitapları yazdı, İçtihad dergisini yayınladı. Batı'dan belli bilgi ve teknolojiler aktarılırken, geleneksel değerlerinde korunması gerektiğini savundu. Ekonomik ve toplumsal kalkınma için seçkin kafaların seçilerek özel eğitimle yetiştirilmesini önerdi. İslam dinini düşünceyi kısırlaştırmak ve ulusal uyanışı engellemekle eleştirdi. Osmanlı milliyetciliği anlayışı yerine, imparatorluk içindeki tüm ulusların eşitliğine dayalı bir birlik görüşünü savundu. Cumhuriyet döneminde de Arap harfleri yerine Latin alfabesinin kullanılmasını savundu, kadınların toplumsal yaşama katkılarının artırılmasını destekledi. Psikoloji, sosyoloji, eğitim ve tarih alanında pek çok çeviri yaptı. Mevlana'dan bazı parçalarla, Hayyam'ın rubailerini Türkçeleştirdi.

BAZI ESERLERİ

Hadd-i Tedib (1903)
Ahmet Rıza Bey'e Açık mektup (1903)
Kahriyat (şiirler, 1906)
Dimağ ve Melekât-ı Akliye'nin Fizyolociya ve Hıfzıssıhhası (1919)
Cihan-ı İslama Dair Bir Nazar-ı Tarih ve Felsefi (1922)
Adab-ı Muaşeret Rehberi (1927)

 

 

 

ABDÜLHAK HAMİT TARHAN

 

2 Ocak 1852’de İstanbul’da doğdu. Hekimbaşı Abdülhak Molla'nın torunu, tanınmış tarihçi ve Tahran Büyükelçisi Hayrullah Bey'in oğlu. Kısa süre Rumelihisar Rüşdiyesi’ne devam etti. Yanyalı Tahsin Hoca ile Edremitli Bahaeddin Efendi'den özel dersler aldı. 1862’de 10 yaşındayken ağabeyi ile birlikte Paris’e babasının yanına gitti. Bir süre Paris'te eğitim gördükten sonra 1864'te İstanbul'a döndü. Yaşının küçüklüğüne rağmen Bab-ı Ali’de tercüme odasına katip olarak girdi. Bir yıl sonra Tahran Büyükelçiliği’ne atanan babasıyla birlikte İran’a gitti. Farsça öğrendi. Babasının 1867’de ölümü üzerine İstanbul’a döndü. Maliye Mühimme Kalemi’ne girdi. Şûra-yı Devlet ve Sadaret kalemleri'nde çalıştı. 1871'de Fatma Hanım'la evlendi.1876'da Paris Büyükelçiliği İkinci Katipliği'ne atandı. 1878'de görevden alındı, iki yıl açıkta kaldı. 1881'de Gürcistan'da Poti, 1882'de Yunanistan'da Golos konsolosluklarına, 1883'te Bombay Başkonsolosluğu'na atandı. Bombay'dan gemiyle İstanbul'a dönerken uğradıkları Beyrut'ta eşi Fatma Hanım'ı kaybetti. Bu ölümün sarsıntısıyla ünlü şiiri "Makber"i yazdı. 1886'da Londra Büyükelçiliği Başkatipliği görevine getirildi. Londra'da Bayan Nelly ile evlendi. 1895'te Lahey'e elçi olarak gönderildi. Bir yıl sonra Brüksel elçiliğine getirildi. Nelly'nin 1911'de ölmesinden sonra İstanbul'da Cemile Hanım ile evlendi. Bu evlilik 20 gün sürdü. 1912'da Belçika asıllı Lüsyen Hanım'la evlendi. Aynı yıl görevden alınınca İstanbul'a döndü. Meclis-i Âyan üyeliğine getirildi. İstanbul'un 1920'de işgal edilmmesi üzerine Viyana'ya gitti. Sıkıntı içinde yaşadı. Ankara Hükümeti yurda dönmesini sağladı. Cumhuriyet'in kuruluşundan sonra kendisine maaş bağlandı. İstanbul Maçka Palas'ta bir daire verildi. 1928’de İstanbul Milletvekili seçildi ve ölünceye kadar milletvekili olarak kaldı. 12 Nisan 1937’de İstanbul’da öldü. Mezarı Zincirlikuyu’da.

Şiire 1870'lerde başladı. Ebüzziya Tevfik, Recaizade Mahmut Ekrem, Samipaşazade Sezai, Namık Kemal gibi Tanzimat döneminin yeni edebiyatçıları arasında yer aldı. Yurtdışı görevleri nedeniyle Batı edebiyatçılarını yakından tanıdı, onların etkisinde kaldı. Divan edebiyatı nazım birimlerinin dışına çıkmayı denedi. Dize ve uyak düzeninde değişiklikler yaptı. Divan şiiri konularının dışına çıkmayı denedi. Şiirlerine günlük yaşamı, doğa ve insan ilişkilerini konu aldı. Lirik, epik ve felsefi şiirler yazdı. Manzum tiyatro oyunları da kaleme aldı. Ancak bunlar sahnelenmekten çok okunması amacıyla yazılmış oyunlardı. Yaşadığı dönemde Türk edebiyatının en büyük şairi sayıldı ve "Şair-i Âzam" ya da "Dahi-i Âzam" unvanı verildi.

ESERLERİ

ŞİİR:
Sahra (1879)
Ölü (1886)
Hacle (1886)
Bir Sefilenin Hasbihali (1886)
Bâlâ’dan Bir Ses (1911)
Validem (1913)
İlham-ı Vatan (1918)
Tayflar Geçidi (1919)
Ruhlar (1922)
Garâm (1923)

OYUN:
İçli Kız (1874)
Sabr ü Sebat (1875)
Duhter-i Hindu (1875)
Nazife yahut Feda-yı Hamiyet (1876, 1919)
Tarık yahut Endülüs Fethi (1879, 1970)
Eşber (1880, 1945)
Zeynep (1908)
Macera-yı Aşk (1910)
İlhan (1913)
Tarhan (1916)
Finten (1918, 1964)
İbn Musa (1919, 1928)
Yadigar-ı Harb (1919)
Hakan (1935)

 

 

ABDÜLHAK ŞİNASİ HİSAR

 

 

1883'te İstanbul'da doğdu. 3 Mayıs 1963'te İstanbul'da yaşamını yitirdi. Romancı. Türkiye'de ilk edebiyat dergilerinden 1882-1883'te yayınlanan Hazine-i Evrak'ın yayıncısı, öykü ve eleştiri yazarı Mahmud Celaleddin Bey'in oğlu. Babası ona hayranlık duyduğu iki şair Şinasi ile Abdülhak Hamit Tarhan'ın adlarını verdi. Çocukluğu Rumelihisarı, Büyükada ve Çamlıca'daki konaklarda geçti. Mürebbiyelerinden Fransızca öğrendi. Tevfik Fikret'ten Türkçe dersleri aldı. 1905'te Mekteb-i Sultani'yi (Galatasaray Lisesi) bitirdi. 1905-1908 arasında Paris'te Siyasal Bilgiler Yüksekokulu'nda öğrenim gördü. Jön Türk hareketine katıldı. 2'nci Meşrutiyet'in ilanından sonra İstanbul'a döndü. 1909'da bir Fransız şirketine memur olarak girdi. 1924'te Reji İdaresi'nde çalışmaya başladı. Balkan Birliği Cemiyeti Genel Sekreterliği yaptı. 1945'te Uluslararası Barış Kongresi'ne katılmak üzere ABD'ye gitti. 1984'ten sonra ölümüne değin sürekli İstanbul'da kaldı. 1921'den sonra "Dergâh" dergisinde "Kitaplar ve Muharrirler" başlığıyla yazdığı eleştirilerle adını duyurdu. Yarın, İleri ve Medeniyet dergilerinde şiirleri, eleştirileri yayınlandı. Cumhuriyet'ten sonra Ağaç, Türk Yurdu, Ülkü ve Varlık dergileriyle, Milliyet ve Dünya gazetelerinde yazdı. İlk romanı "Fahim Bey ve Biz" 1942 Cumhuriyet Halk Partisi yarışmasında üçüncülük ödülü aldı. Bu eser eleştirmenler tarafından "akıcı bir dil ve yetkin bir üslupla kaleme alınmış" diye değerlendirildi. Romanlarında Rumelihisarı, Büyükada, Çamlıca üçgeninde varlıklı, gününü gün eden, sorunsuz insanların yaşamlarını yansıttı. Bu çevrelerin dışındaki yaşamı basit ve aşağı buldu. Fransız edebiyatçılardan etkilendi. Kahramanlarının hepsini dengesiz, gariplikleri olan, içine kapanık, başarısız ve hayalleriyle avunan kişiler olarak kurguladı. Olaylardan çok kahramanlarının duygu ve düşüncelerine öncelik verdi. Şiirsel bir dil ve özgün bir teknik kullandı.

ESERLERİ

ROMAN:
Fahim Bey ve Biz (1941)
Çamlıca'daki Eniştemiz (1944)
Ali Nizami Bey'in Alafrangalığı ve Şeyhliği (1952)

ANI VE DENEME:
Boğaziçi Mehtapları (1943)
Boğaziçi Yalıları (1954)
Geçmiş Zaman Köşkleri (1956)

İNCELEME-ANTOLOJİ:
İstanbul ve Pierre Loti (1958)
Yahya Kemal'e Veda (1959)
Ahmet Haşim'in Şiiri ve Hayatı (1963)
Aşk İmiş Her Ne Var Alemde (1955, antoloji)
Geçmiş Zaman Fıkraları (1958, antoloji)

 

 

ABİDİN DİNO

 

Abidin Dino, 23 Mart 1913’de İstanbul’da dünyaya geldi. Aynı yıl ailesi Cenevre’ye yerleşince 12 yaşına kadar burada büyüyen Dino, 1. Dünya Savaşı’nın ardından İstanbul’a döndü. Robert Koleji’nde başladığı eğitimini resim ve karikatüre duyduğu ilgi nedeniyle yarıda bıraktı. Aynı zamanda edebiyat’la da ilgilen Dino, o dönemde abisi Arif Dino’nun da desteğiyle kendini tamamen sanata adadı.

Yarın Gazetesi’nde desenleri ve ilk kez 1931’de Artist adlı dergide de yazıları yayınlanan Dino, yaptığı herşeyde yeniliğin peşindeydi. 1931 ve 1932 yılları arasında Esrarkeşler ve Parmak İstifleri adlı dizileri gerçekleştiren Abidin Dino, Pertev Naili Boratav'ın Türk Masalları ve Nâzım Hikmet'in Kuvayi Milliye adlı eserlerini resimledi.

1933’te D Grubu topluluğunu diğer ressamlar Nurullah Berk, Cemal Tollu, Zeki Faik İzer, Elif Naci ve heykeltraş Zühtü Müritoğlu ile birlikte kuran Dino, yine yenilik peşindeydi. Bu toplulukta düşünce yanı ağır basan resimler yapmayı amaçladılar ve meydana getirdikleri eserlerle birçok sergi açtılar.

Aynı yıl SSCB’li yönetmen Sergay Yutkeviç’in Türkiye’nin Kalbi Ankara filmini çekmek için Türkiye’ye geldiği sırada, Dino’nun resimlerini gördü ve Mustafa Kemal ATATÜRK’ün de ricasıyla, o’nu Leningrad’a davet etti. Böylece 1934’de sinema eğitimi almak için gittiği Leningrad’da dekoratör ve ressam olarak Yutkeviç’in çalışmalarına katıldı ve onun yönettiği Madenciler adlı filmde çalışma imkanı buldu. Abidin Dino, geçen üç yılın ardından, 2. Dünya Savaşı’nın çıkmasıyla oradan ayrıldı ve bir süre Londra’da yaşadıktan sonra, Paris’e gitti ve burada çalışmalarda bulundu. Yine ressam ve dekoratör olarak çalıştığı bu dönemde Pablo Picasso, Tristan Tzara, Eisentein, Andre Malraux ve Gertrude Stein gibi önde gelen sanatçılarla da yakınlıklar kurdu.

1939’da İstanbul’a döndüğü sıralarda yoksul insanlara ve balıkçılara olan ilgisinin üzerine, onun gibi düşünen sanatçılarla birlikte 1941’de Liman Grubu diye anılan Yeniler Topluluğu’nu kurdu. Liman çevresindeki balıkçıların resimlerinden oluşturularak açılan sergi büyük ilgi gördü. Aynı dönemde bir yandan da siyasal çalışmalarda bulunan Dino, İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı tarafından Mecitözü’ne, ardından da Adana’ya sürgüne gönderildi. Dino, 1943 yılında Kenanpaşazade Sait Bey'in oğlu olan Osmanlı Bankası Resmi İşler Müdürü Asım Bey'in kızı dilci, öğretim üyesi, çevirmen ve yazar olan Güzin Dino (Dikel) ile evlendi. Adana’da yaşadığı dönemde, resimlerinde pamuk işçilerini işleyen Dino, "Kel" adını verdiği bir oyun yazdı, "Türk Sözü" isimli bir gazete yönetti ve 1950 yılında "Çingeneler" adında bir film de senaryosu yazdı.

Sürgün yıllarının ardından İstanbul’a dönen Dino, “İkinci Dünya Savaşı” adlı diziyi gerçekleştirdi ve 1952 yılında tamamen Paris’e yerleşti. Amerika, Fransa ve Cezayir’de sergiler açmasının ve karma sergilere katılmasının yanısıra, bir dönem Fransa Plastik Sanatlar Birliği’nin Onur Başkanlığı’nı yaptı ve New York Dünya Sergisi’nin Sanat Danışmanlığı’nı yürüttü. İki yıl sonra eşi de Paris’e yerleşti. Güzin Dino, Paris’teki Ulusal Bilim Merkezi'nde çalıştı ve Doğu Dilleri Enstitüsü'nde öğretim üyeliği yaptı.

Dino, tek bir konuyu ele alarak yaptığı resimlere, “İşkence” (1955), “Atom Korkusu” (1955), “Uzun Yürüyüş” (1955), “Uzay” (1959), “Adalar” (1964-65), “Savaş ve Barış” (1966), “Çıplaklar” (1976) gibi isimler vererek onları sergiledi. Aynı yıllarda, Yaşar Kemal’in “Deniz Küstü” (1978) adlı romanını, İlhami Bekir’in “Unuttum” (1979) ve Melih Cevdet Anday’ın “Tanıdık Dünya” (1984) adlı şiir kitaplarını da resimledi. Dino, 1966 yılında da yönetmenliğini yaptığı “Golemata Voda” adlı belgesel film ile, Flaherty Ödülü’nü kazandı.

Abidin Dino, 7 Aralık 1993 günü, 80 yaşındayken Paris'te Villejuif Hastanesi'nde vefat etti. Dino’nun cenazesi İstanbul'a getirildi ve Aşiyan Mezarlığı'nda toprağa verildi.

Ölümünün ardından “Kültür, Sanat ve Politika Üstüne Yazılar” adı altında, Kısa Hayat Öyküsü, Kel ve Verese adlı oyunları, Eller, Pera Palas, Sinan adlı anlatıları ve 1938-1993 yılları arasında yazdığı yazılar yayımlandı. Eşi Güzin Dino’nun da Gel Zaman Git Zaman – Abidin Dino’lu Yıllar adlı bir kitabı bulunmaktadır.

KİŞİSEL SERGİLERİ

1955 Galerie Kleber, Paris 1955 Galerie Camille Renaud, Paris 1956 Galerie La Demeure, Paris 1957 Cadan Gallery, New York 1958 Picasso Müzesi, Antibes 1959 Galerie Schoeller, Paris 1960 Galerie Deent, Amsterdam 1962 Galerie Partis Pris, Grenoble 1964 Galerie Spisovatele, Prag 1964 Galerie Ritter, Zürih 1964 İbn-i Haldun Müzesi, Cezayir 1964 Galerie Casanova, Paris 1965 Scott-Faure Gallery, La Jolla, California 1966 Dom Pisatili Galerisi, Moskova 1968 Galerie Henriette Gomez, Paris 1969 Galerie Deent, Amsterdam 1970 Galeri 1, İstanbul 1971 II Poliedro Galeria, Roma 1972 Galerie Leonardo da Vinci, Potenza 1972 Galerie Estève, Paris 1976 Çıplaklar, Palais Municipale, Saint-Paul de Vence 1977 Doksan Çiçek/Dokunsan Çiçek , Vakko Sanat Galerisi, Ankara 1978 Siloghi Galerisi, Atina 1978 Galerie Le Scriptorium, Paris 1978 Vakko Sanat Galerisi, Ankara/İzmir 1979 Deniz Küstü, Vakko Sanat Galerisi, Ankara/İzmir 1979 Bedri Rahmi Galerisi, İstanbul 1980 Türkay Sanat Galerisi,Stuttgart 1980 Galerie dans la Galerie, Paris 1980 Galerie Place Beauvau, Paris 1981 Adalar, Bedri Rahmi Galerisi, İstanbul 1981 Adalar, Vakko Sanat Galerileri 1981 Adalar, Saint-Germain en Laye 1982 Galerie Praestasgaarden, Danimarka 1983 Günümüz Türk Sanatı, Fondation Corrente, Milano 1983 Vakko Sanat Galerisi, İstanbul/Ankara 1984 El, Galeri Nev, Ankara 1985 Urart Sanat Galerisi,İstanbul/Ankara 1985 Pamukbank Suadiya Sanat Galerisi, İstanbul 1986 Yalınlar, Galerie Espace Pont Neuf, Paris 1986 Bu Dünya, Galeri Nev, Ankara 1987 Bu Dünya, Galeri Nev, İstanbul 1988 Jacques L. Jourdan-Jopie, Paris 1988 Garanti Sanat Galerisi, İstanbul 1988 Acıyı Çizmek, Vakko Sanat Galerisi, İstanbul/Ankara 1988 Yalınlar, Galeri Nev, Ankara 1989 Galerie Vieille du Temple, Paris 1989 Antibes Resimleri-Açılar-Pencereler, Galeri MD, İstanbul 1990 Çiçekleme, Galeri Nev, Ankara/İstanbul 1990 Musée de la Céramique, İtalya 1991 Galerie Bussola, Turin 1992 Yüzler, Galeri Vieille du Temple, Paris 1993 Ak la Ka ra, Galeri Nev, Ankara/İstanbul; Kızılkule,Antalya 1993 HP Galerisi, Lefkoşa 1994 1. Ölüm Yıldönümü Sergisi, Galeri Nev, İstanbul 1996 Üç Şehir: Antibes, İstanbul, Paris, YKB Galerileri, İstanbul /Adana / İzmir 1997 Abidin Dino'yu Anma Sergisi, Fransız Kültür Merkezi, İzmir 1997 Galerie Vieille du Temple, Paris 1999 Kafalar, Galeri Nev, İstanbul 2001 Bir Desen Ustası, Garanti Bankası Sanat Galerisi, İstanbul 2001 Art Shop, İzmir (Galeri Nev'in katkılarıyla) 2003 El Mikrocerrahi ve Ortopedi Travmatoloji Hastanesi, İzmir (Galeri Nev'in katkılarıyla) 2003 Milli Reasürans Galerisi, İstanbul 2003 Yapı Kredi Kasım Taşkent Galerisi 2003-2004 Onuncu Ölüm Yıldönümü Anısına, "Güzin'in Abidinleri", Galeri Nev Ankara/İstanbul

KATILDIĞI KARMA SERGİLER

1952 16. Venedik Bienali 1954-1962 Salon de Mai, Paris 1964 Türk Sanatçılar Sergisi, Musée de l'Art Moderne de la Ville, Paris 1976 7 Türk Ressam, Centre Culturel, Venissieux 1977 Siloghi Galerisi, Atina 1979 Poésie Murale, Bourges 1979 5 Türk Ressamı, Türkay Sanat Galerisi, Stuttgart 1982 Bugünün Türk Ressamları, Fondation Corrente, Milano 1982 Henry Thomas Foundation, Musée de l'Art Moderne de la Ville, Paris 1983 İnsan Görüntüsü, Galerie Sculptures, Paris 1983 d Grubu 50. Yıl Resim ve Heykel Sergisi, Garanti Sanat Galerisi, İstanbul 1986 Çağdaş Türk Plastik Sanatları Sergisi, Ankara 1987 1. Uluslararası İstanbul Bienali 1989 Jacques L. Jourdan-Jopie, Paris 1989 İslam Dünyasında Çağdaş Sanat, Barbican Centre, Londra 1990 10. Uluslararası Sanat Fuarı, Galeri Nev ,1940 Kuşağı, Tem Sanat Galerisi, İstanbul ,1940 d Grubu'ndan Bir Kesit, Şekerbank Sanat Galerisi, Ankara ,1940 Paristanbul, Cité International des Arts, Paris 1991 1. Sanat Fuarı, Apocalpyses, Saint-Germain en Laye 1991 La Bussola Galeria, Torino 1992 Galerie Hermés, Paris 1992 Galerie Vieille du Temple, Paris 1994 1950-2000 T.C. Merkez Bankası 1994 Çağdaş Türk Sanatı Kolesiyonu Sergisi, AKM, Ankara 1995 Devlet Resim ve Heykel Müzesi, Ankara 2000 Beden/Ego, Galeri Nev, Ankara/İstanbul 2000 Hayal/Hakikat, Galeri Nev, Ankara/İstanbul 2000 Mekan/Zaman, Galeri Nev, Ankara/İstanbul 2000 Nazar/İktidar, Galeri Nev, Ankara/İstanbul

Abidin Dino Kitapları

Kısa Hayat Öyküm - Can Yayınları
Sensiz Herşey Renksiz - Can Yayınları
Sinan - Bir Düşsel Yaşamöyküsü - Can Yayınları
Yeditepe Öyküleri - Can Yayınları

 

 

ADALET  AĞAOĞLU

 

1929’da Ankara'nın Nallıhan ilçesinde doğdu. Ortaöğrenimini 1946'da Ankara Kız Lisesi’nde tamamladı. 1950'de Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi’nin Fransız Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü bitirdi. Açılan bir sınavla Ankara Radyosu’na girdi. 1051-1971 arasında TRT’de çeşitli görevlerde bulundu. TRT Radyo Dairesi Başkanlığı’ndan, kurumun özerkliğine el konulması sonucu istifa etti. Yazmaya 1946'da Ulus gazetesinde yayınlanan tiyatro eleştirileriyle başladı. 1948-1950 arasında Kaynak dergisinde şiirleri yayınlandı. Sevim Uzgören'le birlikte yazdığı "Bir Oyun Yazalım" adlı oyun 1953'da Ankara Küçük Tiyatro'da sahnelendi. İlk romanının yayınladığı 1973'e kadar sadece tiyatro yazırlığıyla ilgilendi. 1973'ten sonra çalışmalarını öykü ve romanda yoğunlaştırdı. Eserlerinde toplumun çalkantılı dönemlerini ve bu dönemlerin bireyler üzerindeki etkilerini irdeledi. Konularının yanısıra eserlerinin biçimsel yetkinliğiyle, özellikle ayrıntıları değerlendirişiyle, geriye dönüşler iç monologlar gibi değişik tekniklerden yararlanmadaki başarısıyla dikkat çekti. İlk romanı "Ölmeye Yatmak" 1973'te basıldı. Doğa, toplum, zaman ilişkilerinin insanın iç dünyasındaki yansımalarını düşünce üretebilecek boyutlarda irdeledi. Değişimler karşısında edebiyatın yapısal durumu bakımından da arayışçı davrandı, kendine özgü anlatım biçimleri geliştirdi. İstanbul’da yaşıyor.

ESERLERİ

Oyun:
Evcilik Oyunu (1964)
Çatıdaki Çatlak (1965)
Sınırlarda (1970)
Tombala (1967)
Üç Oyun: Bir Kahramanın Ölümü, Çıkış, Kozalar (1973)
Kendini Yazan Şarkı (1976)
Duvar Öyküsü (1992)
Çok Uzak-Fazla Yakın (1991)
Fikrimin İnce Gülü (1996)

Roman:
Ölmeye Yatmak (1973)
Fikrimin İnce Gülü (1976)
Bir Düğün Gecesi (1979)
Yazsonu (1980)
Üç Beş Kişi (1984)
Hayır (1987)
Ruh Üşümesi (1991)
Romantik Bir Viyana Yazı (1993)

Öykü :
Yüksek Gerilim (1974)
Sessizliğin İlk Sesi (1978)
Hadi Gidelim (1982)
Hayatı Savunma Biçimleri (1997)

Anı :
Göç Temizliği (1985)
Gece Hayatım (Rüya Anlatısı, 1991)

Deneme :
Güner Sümer Toplu Eserleri (1983)
Adalet Ağaoğlu Seçmeler (1993)
Karşılaşmalar (1993)
Geçerken (1996)
Başka Karşılaşmalar (1996)

ÖDÜLLERİ

1974 Türk Dil Kurumu Tiyatro Ödülü Üç Oyun’la
1975 Sait Faik Hikaye Armağanı Yüksek Gerilim’le
1979 Sedat Simavi Vakfı Edebiyat Ödülü Bir Düğün Gecesi ile
1980 Orhan Kemal Roman Armağanı Bir Düğün Gecesi ile
1980 Madaralı Roman Ödülü Çok Uzak-Fazla Yakın’la
1992 Türkiye İş Bankası Edebiyat Büyük Ödülü (Tiyatro)
1997 Aydın Doğan Vakfı Roman Ödülü Romantik Bir Viyana Yazı ile
1995 Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat (Edebiyat) Büyük Ödülü

 

ADNAN ADIVAR

 

1882'de Gelibolu’da doğdu. 1955'te İstanbul’da yaşamını yitirdi. 1905'te tıbbiye’yi bitirdi ve Avrupa’ya gitti. Berlin Tıp Fakültesi’nde iç hastalıkları asistanı oldu. 1908’den sonra İstanbul’a döndü, Tıp Fakültesi’ne profesörlük, mütareke yıllarında Osmanlı Meclis-i Mebusan’ında İstanbul mebusluğu yaptı. İstanbul’un işgali üzerine eşi Halide Edip Adıvar ile Anadolu’ya geçti. Birinci Büyük Millet Meclisi hükümetinin sağlık bakanı oldu. Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın kurucuları arasında yer aldı. Partisinin kapatılmasından sonra 1926’da tekrar Avrupa’ya gitti. İzmir’de Mustafa Kemal Atatürk’e karşı düzenlenen suikast girişiminden sorumlu tutuldu. Bu suçlamadan beraat etmesine karşın 1939’a kadar İngiltere’de kaldı. Yurda döndükten sonra 1940’ta İslam Ansiklopedisi yazı kurulu başkanlığına getirildi. Son yıllarında günlük gazetelerde yazılar yazdı.

ESERLERİ

ARAŞTIRMA-İNCELEME:
Osmanlı Türklerinde İlim (1943)
Tarih Boyunca İlim ve Din (1944)

ELEŞTİRİ-MAKALE:
Bilgi Cumhuriyet Haberleri (1945)
Dur Düşün (1950)
Hakikat Peşinde Emeklemeler (1954)

ÇEVİRİ:
Bertrand Russel’den Felsefe Meseleleri (1935)

 

ADNAN BİNYAZAR

 

7 Mart 1934'te Diyarbakır’da doğdu. Dicle Köy Enstitüsü’nü, Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü Edebiyat Bölümü’nü bitirdi. Çorum ve Maraş İlköğretmen okullarında, Ankara Hacettepe Üniversitesi Temel Bilimler Yüksekokulu’nda, Gazi Eğitim Enstitüsü’nde, Şentepe Lisesi’nde, Devlet Konservatuvarı’nda, İktisadi ve Ticari İlimler Fakültesi Basın Yayın Yüksekokulu’nda öğretmenlik yaptı. Türk Tarih Kurumu’nda görev aldı. 1978'de Kültür Bakanlığı Tanıtma ve Yayınlar Dairesi Başkanlığı'na getirildi ve bu görevi sırasında Ulusal Kültür ve Çeviri dergilerinin sorumlu yönetmenliğini yaptı. Türk Dil Kurumu Yayın kolu başkanlığına seçildi. 1981 yılında gittiği Berlin’de Eğitim Senatosu’nda çalışırken, İncila Özhan’la birlikte 6 ciltlik Türkçe-Dil ve Okuma Kitabı’nı ve bu çalışmalara yönelik bir Öğretmen Kılavuzu’nu hazırladı. Gymnasiumlar için Türkçe Müfredat Programı hazırlama kurullarına başkanlık yaptı. İsveç ve İsviçre’de öğretmen yetiştirme projelerinde görev aldı. 1961-1966 arasında çeşitli dergilerde öyküleri yayınlandı. Daha sonra eleştiriye yöneldi. Almanya'da yaşıyor.

ESERLERİ:

Yazmak Sanatı (1969, Emin Özdemir’le birlikte)
Dedem Korkut'tan Öyküler (1972)
Toplum ve Edebiyat (1972)
Cumhuriyet’in 50 Yılında Atatürk Yolunda 40 Yıl (1973)
Aşık Veysel (1973)
Kültür ve Eğitim Sorunları (1979)
Ağıt Toplumu (1979)
Türk Dilinde 25 Ünlü Eser (1982)
Öğretmen Kılavuzu (1982)
Kan Turalı (1984, Dede Korkut masalı)
Dedem Korkut/Vier Attürkische Nomadensagan (1984, Türkçe-Almanca)
Yaralı Mahmut (1994)
15 Türk Masalı (1994)
Ozanlar Yazarlar Kitaplar (1998)
Yazın ve Bilim Dilimiz (1998, Metin Öztekin’le birlikte)
Yazılı Anlatım Bilgileri (1998, Emin Özdemir’le birlikte)
Masalını Yitiren Dev (2000, anılar) Ölümün Gölgesi Yok (2004, anılar)

 

 

ADNAN ÖZER

 

1957'de Tekirdağ’ın Gazioğlu köyünde doğdu. Liseyi Batman’da bitirdi. 1979’dan beri İstanbul’da yayıncılık yapıyor. İstanbul Devlet Güzel sanatlar Akademisi'nin şiir yarışmasında birincilik kazandı. Tekirdağ yöresinin halk söylenceleri, türkü ve tekerlemelerine modern şiir yöntemleriyle yaklaştı. Son dönemlerdeki şiirindeki içerik ve sözlükçeyle, Doğu kültürüne, metafiziğe, İsmet Özel'dekini anımsatan benmerkezci bir başkaldırı yöntemine yöneldiğini görülüyor. Neruda, Paz ve Pesao’nun şiirlerini dilimize çevirdi.

 

ESERLERİ

ŞİİR:
Ateşli Kaval (1981)
Çıngırağın Ölümü (1982)
Rüzgar Durdurma Takvimi (1985)
Zaman Haritası (1991)
Seçme Şiirler (1994)

ÖDÜLLERİ

İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Şiir Yarışması’nda birincilik
1992 Cemal Süreya Şiir Ödülü Zaman Haritası ile

Kalıcı Bağlantı

12/4/2009

AVŞAR TİMUÇİN

 

1939'da Manisa’nın Akhisar ilçesinde dünyaya geldi. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Fransız Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde öğrenim görürken 1967'de Kanada’ya gitti. Montreal üniversitesinin felsefe bölümünden mezun oldu. Yurda dönüşünde Erzurum Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde Fransızca okutmanlığına başladı. Aynı üniversite de doktorasını verdi. 1992’de profesörlüğe yükseldi. İstanbul’da Kavram Yayınları'nın ve üç aylık Felsefe Dergisinin (ilk sayı Ekim-Aralık 1977) sahip ve yönetmenliğini yaptı. Mimar Sinan Üniversitesi İstanbul Devlet Konservatuvarı'nda öğretim üyesi. Yazı alanında adını 1956'da Vatan gazetesinde yayınlanan "Heykel" adlı öyküsüyle duyurdu. Şiirleri ve yazıları Yelken, Ataç, Papirüs, Yeni Edebiyat, Varlık, Soyut, Yeni Ufuklar, Milliyet Sanat, Yazko Edebiyat gibi dergilerde yayınlandı. Toplumcu dünya görüşüne bağlı, öz ve biçim bakımından bütünleşmiş bir şiir anlayışı geliştirmeye çalıştı. "Tahir ile Zühre", "Leyla ile Mecnun", "Ferhat ile Şirin", "Arzu ile Kamber", "Güllü ile Hamza" isimli halk öykülerini destan biçiminde yeniden yazarak 1969'da "Destanlar" ismiyle kitaplaştırdı. Felsefeyle ilgili kitaplarının yanısıra öykü ve deneme kitapları da yayınladı.

ESERLERİ

ŞİİR:
Çöl (1968)
Destanlar (1969)
Böyle Söylenmeli Bizim Türkümüz (1974)
Savaşçı Türküleri (1980)
Ey Benim Güzel Sevdalım (1984)
Bu Sevda Böyle Gider (1992)
Akşam Türküleri (1996)

ANTOLOJİ:
Wietnam Şiiri (A. Kadir ile birlikte, 1984)
Filistin Şiiri (1974-1983)
Portekiz Sömürgeleri Şiiri (1975)

ROMAN:
Yarına Başlamak (1975, 1977)
Gece Gelen Eski Dost (1980, 1983)
Kıyılar Durunca (1983)

ÖYKÜ:
Denizli Pencere (1981)
Neden Bazı Akşamlar (1985)

FELSEFE-ARAŞTIRMA:
Aristoteles Felsefesi (1976)
Descartes Felsefesine Giriş (1980)
Niçin Yapısalcılık Değil (1984)
Gerçekçi Düşüncenin Kaynakları (1984)
Gerçekçi Düşüncenin Gelişimi (1986)
Estetik (1987

 

AHMET ALTAN

 

1950'de İstanbul'da doğdu. Yazar Çetin Altan'ın oğlu. Orta ve lise öğrenimini çeşitli okullarda tamamladı. Bir süre Orta Doğu Teknik Üniversitesi’ne devam etti. İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’nden mezun oldu. Yirmi dört yaşında gazeteciliğe başladı. Gece muhabirliğinden, genel yayın müdürlüğüne kadar gazeteciliğin hemen hemen bütün kademelerinde çalıştı. 1987'de köşe yazarı oldu. 1990’da genel yayın müdürüyken gazeteciliğe ara verdi. Çeşitli televizyon programları hazırladı. İlk romanı Dört Mevsim Sonbahar 1982'de yayınlandı. 1985'te yayınlanan ikinci kitabı Sudaki İz toplatıldı ve müstehcenlikten yargılanarak mahkeme kararıyla yakıldı. Birçok yazısından dolayı yargılandı ve 1995 yılında bir buçuk yıla mahkum edildi. Şimdi serbest yazar.

 

ESERLERİ

ROMAN:
Dört Mevsim Sonbahar (1982)
Sudaki İz (1985)
Yalnızlığın Özel Tarihi (1991)
Tehlikeli Masallar (1996)
Kılıç Yarası Gibi (2001)
İsyan Günlerinde Aşk (2001)
Aldatmak (2002)

DENEME:
Karanlıkta Sabah Kuşları (1997)
Kristal Denizaltı (2001)
Geceyarısı Şarkıları (2001)
İçimizde Bir Yer (2004)
Ve Kırar Göğsüne Bastırırken (2003)

ÖDÜLLERİ:
1999 Yunus Nadi Roman Armağanı Kılıç Yarası Gibi ile

 

AHMET ARİF

 

1927'de Diyarbakır’da doğdu, 2 Haziran 1991'de Ankara’da yaşamını yitirdi. Ortaöğrenimini Diyarbakır Lisesi’nde tamamladı. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Felsefe Bölümü öğrencisiyken 1950’de Türk Ceza Yasası’nın 141. maddesine aykırı davranmak suçlamasıyla tutuklandı. 1952’de gizli örgüt kurma iddiasıyla yine tutuklandı. 2 yıl hepsi hüküm giydi. Cezaevi günleri sona erince Ankara'ya yerleşti. Bir süre plan kopya teknisyeni olarak çalıştı. Ankara’daki gazeteler ve dergilerde teknik işlerle uğraşarak yaşamını kazandı. Gazetecilikten emekliye ayrıldı.

İlk şiiri "Millet" dergisinde yayınlandı. Asıl sanatını ve kişiliğini 1948-1954 arasında Yeryüzü, Beraber, Seçilmiş Hikayeler, Yeni Ufuklar, Kaynak dergilerinde yayınlanan şiirleriyle ortaya koydu. Ardından uzun bir suskunluk dönemine girdi. 1968'de tek kitabı olan "Hasretinden Prangalar Eskittim" yayınlanınca, çok büyük bir yankı uyandırdı. Kitap yayınlanmasından sonraki 12 yılda 18 baskı yaptı. Orhan Veli'nin etkisinin sürdüğü bir dönemde şiire başlayan Ahmet Arif, Nâzım Hikmet'in açtığı yolda yürüdü. Ondan aldığı şiirselliği bir Anadolu duyarlılığı ve özlemiyle genişletti. Şiiri çoğunlukla türkülere dayalı görünse de halk kaynaklarının olanaklarını, türkülerin ötesinde aradı.

Günümüz şiirini de büyük ölçüde etkiledi. Şiirinde ritmin büyük yeri vardır. Ama onda ritim sese değil söze dayandığından daha derinlere inerek büyük bir lirizmin kaynağı olur. Doğu Anadolu insan malzemesini bu lirizmin içinde yoğurarak gerçekçi şiirdeki didaktizm tehlikesini aşmayı bildi. Özellikle imge konusunda yaptığı sıçramayla genç şairlere örnek oldu.

Gazete ve dergilerde yayınlanan düzyazılarıyla da 1950 kuşağı olarak anılan şair ve yazarların büyük bölümünde izler bıraktı. Şiirlerinin çoğu bestelendi.

Ahmet Arif Eseri

Hasretinden Prangalar Eskittim (İlk baskı 1968)

 

 

 

AHMET HAMDİ TANPINAR

23 Haziran 1901’de İstanbul’da doğdu. Kadı Hüseyin Fikri Efendi'nin oğlu. Baytar Mektebi'ni bırakarak girdiği Darülfünun-ı Osmani'nin (Bugünkü İstanbul Üniversitesi) Edebiyat Fakültesi’nden 1923’te mezun oldu. Erzurum, Konya ve Ankara'daki liselerde öğretmenlik yaptı. Gazi Terbiye Enstitüsü'nde (Gazi Eğitim Enstitüsü) edebiyat dersleri verdi. 1933'ten sonra İstanbul'da Kadıköy Lisesi'nde edebiyat öğretmenliği yaptı. Güzel Sanatlar Akademisi’nde sanat tarihi ve estetik dersleri verdi. 1939'da İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nde yeni kurulan Türk Edebiyatı Kürsüsü profesörlüğüne getirildi. 1942 ara seçimlerinde CHP'den Maraş Milletvekili olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne girdi, üniversitedeki görevinden ayrıldı. 1946 seçimlerinde tekrar aday gösterilmeyince bir süre Milli Eğitim Müfettişliği yaptı. Güzel Sanatlar Akademisinde tekrar derse girmeye başladı. 1949'da da İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’ne döndü. Bu görevdeyken 24 Ocak 1962’de İstanbul’da yaşamını yitirdi. Adını ilk kez "Altın Kitap" dergisinde yayınlanan "Musul Akşamları" şiiriyle duyurdu. Dergah, Milli Mecmua, Hayat, Görüş, Ülkü, Varlık, Oluş, Kültür Haftası ve Aile dergilerinde şiirleri yayınlandı. Hece vezniyle yazdığı bu ilk şiirler, imge zenginliklikleri ve müzikal nitelikleriyle dikkat çeker. Edebiyat Fakültesi'nde öğrencisi olduğu Yahya Kemal Beyatlı'dan çok etkilendi. Ama ilk eserlerinde Yahya Kemal'den çok Ahmet Haşim izleri görülür. Haşim gibi o da küçük yaşta kaybettiği annesinin yokluğundan duyduğu acıyı ve kendisini avutacak bir sevginin özlemini dile getirir. İçe dönük bir bakışla doğa ile iletişim kurmaya çalışır. Şiirinin bir başka yönü Bergson felsefesinden kaynanlanan zaman kavramıdır. Onun eserlerinde zaman, basit bir süreklilik değil, çok katlı ve karmaşık bir akıştır. "Ne İçindeyim Zamanın", "Bursa'da Zaman" şiirleri bu olgunun örnekleridir. İlk romanı "Mahur Beste" 1944'te Ülkü Dergisi'nde yayınlandı. Osmanlı Devleti'nin son döneminde seçkin bir çevrenin yaşayışını sergileyen bu romanın ardandan, kendi yaşamından da izler taşıyan "Huzur" 1949'da basıldı. Huzur, hem bir aşk hem de Tanpınar'ın İstanbul'a olan derin sevgisinin romanıdır. Estetik anlayışının, kültür birikiminin ve geçmiş kültürlere yaslanan yaşam felsefesini yansıttığı bu kitabı Tanpınar'ın en yetkin romanı sayılır. Romanda, Mümtaz ile Nuran'ın aşkı çerçevesinde Doğu ile Batı, eski ile yeni, geçmişin değerleriyle var olan değerler, aşk ile toplumsal sorumluluk arasındaki çatışmayı ve bu çatışmanın doğurduğu bireysel bunalımları irdeler. 1950'de Yeni İstanbul gazetesinde yayınlanan ancak ölümünden sonra 1973'te basılan "Sahnenin Dışındakiler" ile 1961'de basılan "Saatleri Ayarlama Enstitüsü"nde de iki uygarlık, iki değerler sistemi arasında bocalayan Türk toplumunun ironik tablosu çizilir. Ölümünden sonra plan ve notlarına dayanılarak biraraya getirilen ve 1987'de yayınlanan "Aydaki Kadın" da da aynı irdeleme vardır. Şiir, roman ve yazılarının yanısıra İstanbul, Bursa, Ankara, Erzurum ve Konya kentlerini doğal, tarihsel ve kültürel yapılarıyla anlattığı 1946'da basılan "5 Şehir" önemli eserleri arasındadır.

ESERLERİ

ŞİİR:
Bütün Şiirleri (1976-1981)

ROMAN:
Mahur Beste (tefrika 1944 - basım 1975)
Huzur (1949-1983)
Sahnenin Dışındakiler (tefrika 1950- basım 1973)
Saatleri Ayarlama Enstitüsü (1961-1977)
Aydaki Kadın (ölümünden sonra 1987)

ÖYKÜ:
Abdullah Efendi’nin Rüyaları (1943-1983)
Yaz Yağmuru (1955-1983)
Hikayeler (Kitaplaşmayan iki hikayesiyle birlikte tüm öyküleri, 1983)

DENEME:
Beş Şehir (1946-2001)
Edebiyat Üzerine Makaleler (1969-1977)
Yaşadığım Gibi (1970-1977)

ANTOLOJİLER:
Tevfik Fikret (1937-1944)
Namık Kemal (1942)
Yahya Kemal (1940-1982)
19. Asır Türk Edebiyatı Tarihi (Ancak birinci cildini tamamlayabildi,1942-1985)

 

AHMET HAŞİM

 

1884’te Bağdat’ta doğdu, 1933’te İstanbul’da yaşamını yitirdi. Fizan Mutasarrıfı Arif Hikmet Bey’in oğlu. Çocukluğu Bağdat’ta geçti. 12 yaşında annesinin ölümü üzerine babasıyla birlikte İstanbul’a geldi. Mektebe-i Sultani'de (Galatasaray Lisesi) yatılı okudu. Tevfik Fikret ve Ahmed Hikmet Müftüoğlu'nun öğrencisiydi. 1907'de mezun oldu. Bir süre Reji İdaresi'nde çalıştı. Bir yandan da Hukuk Mektebi'ne devam etmeye başladı. İzmir Sultanisi Fransızca öğretmenliğine atandı. Hukuk eğitimini bırakıp İzmir'e gitti. 1912-1914 arasında Maliye Nezareti'nde çevirmenlik yaptı. 1. Dünya Savaşı yıllarını Çanakkale ve İzmir'de yedeksubay olarak geçirdi. Mütareke'den sonra İstanbul'a döndü. Devlet Güzel Sanatlar Akademisi'nde estetik ve mitoloji öğretmenliği yaptı. Harp Akademisi ve Mülkiye Mektebi'nde Fransızca dersleri verdi. Düyun-u Umumiye İdaresi'nde, Osmanlı Bankası'nda çalıştı. Akşam ve İkdam gazetelerinde köşe yazıları yazdı. 1928'de böbrek rahaksızlığının tedavisi için yurtdışına gitti ama iyileşemeden döndü. Şiire lise öğrenciliği yıllarında başladı. İlk şiirlerinde Abdülhak Hamit, Cenap Şahabettin, özellikle de Tevfik Fikret etkileri görülür. Bilinen ilk şiiri "Hayal-i Aşkım"da bu yönelmelere rağmen yeni bir sanat yönelimi olduğu dikkat çeker. Gençlik şiirleri Mecmua-i Edebiye, Musavver Terakki, Aşiyan, Jale, Musavver Muhit, Servet-i Fünun, Resimli Kitap dergilerinde yayınlandı. Bu şiirleri kitaplarına almadı. 2. Meşrutiyet'in yazınsal karmaşa ortamında onun şiiri ayrı bir ses olarak kendisini gösterdi. 1921'de basılan ilk şiir kitabı "Göl Saatleri"nin başındaki küçük manzumeler, bu dönemin asıl eserleridir. İzlenimci ressam etüdlerini andıran bu şiirlerle Ahmed Haşim, doğanın özünü sızdırmak ister gibidir. Şiiri, bir yandan Verlaine müziğine yaklaşırken, bir yandan Şeyh Gâlib'in parıltısını taşır. "Göl Saatleri", "Göl Kuşları", "Serbest Müstezatlar" ve "Muhtelif Şiirler" olmak üzere dört bölümden oluşan bu kitap Türk şiirinin Yahya Kemal Beyatlı'dan sonraki ikinci kanadını kurar. Beyatlı'nın geniş kesimleri kucaklayan toplumcu ve ulusçu şiirine karşılık Haşim daha dar ama daha derin bir kanalda akmayı tercih eder. İkinci ve son şiir kitabı "Piyale"nin girişinde "Şiir Hakkında Bazı Mülahazalar" bölümünde şiirle ilgili görüşlerini açıklar: Şair ne bir gerçek habercisi, ne güzel konuşmayı sanat haline getirmiş bir kişi, ne de bir yasak koyucudur. Şairin dili, düzyazı gibi anlaşılmak için değil, hissedilmek için yaratılmış, müzik ile söz arasında, ama sözden çok müziğe yakın ortalama bir dildir. Düzyazıda anlatımı yaratan öğeler şiir için sözkonusu olamaz. Düzyazı us ve mantık doğrur, şiir ise algı bölümleri dışında isimsiz bir kaynaktır. Gizliğe, bilinmezliğe gömülmüştür. Şairin dili, duyumların yarı aydınlık sınırlarında yakalanabilir. Anlam bulmak için şiiri deşmek, eti için bülbülü öldürmek gibidir. Şiirde önemli olan sözcüğün anlamı değil, şiir içindeki söyleniş değeridir. Şiiri ortak bir dil olarak düşünenler boş bir hayal kuruyor demektir. "Piyale" kitabındaki "Merdiven" ve "Bir Günün Sonunda Arzu" şiirleri, bu görüşleri yansıtan ve Türk edebiyatında görülmemiş bir şiirselliği ortaya koyan ürünlerdir. Bu kitapla birlikte Haşim'e saldırılar arttı. Ölçü ve Türkçe bilmemekle, toplum sorunlarına ilgisizlikle suçlandı. Yine de şiirleriyle 20'nci yüzyılın ilk çeyreğini etkilemeyi başardı.

ESERLERİ

ŞİİRLER:
Göl Saatleri (1921)
Piyale (1926)

FIKRA VE SOHBET:
Bize Göre (1926)
Gurabahane-i Laklakan (1928)

GEZİ:
Frankfurt Seyahatnamesi (1933)

 

AHMET HİKMET MÜFTÜOĞLU

 

Ahmet Hikmet Müftüoğlu Yazar ve diplomat. 1870 yılında İstanbul'da doğdu. Babası Müftüoğlu Sezai Beydir. Dedesi Yunanlılar tarafından şehid edilen Mora Müftüsü Abdülhalim Efendidir. Dedesinin müftü olması sebebiyle "Müftüoğlu" adını almıştır. ...

Ahmed Hikmet, sık sık hastalanması sebebiyle okula muntazaman devam edememesine rağmen, Dökmecilerdeki Taş Mektebi ile Mahmudiye Vakıf ve Soğukçeşme Askeri Rüşdiyesini bitirerek Galatasaray Mekteb-i Sultanisine girdi. Dördüncü sınıftayken ilk eserinin basılışı edebiyata ilgisini artırdı. 1888’de Galatasaray’ı bitirdi ve Hariciye Nezareti Umur-ı Şehbenderi Kalemine memur tayin edildi ve vazifesi dışında Fransızcadan roman tercümeleri yaptı. Marsilya, Pire ve 1890 yılında da Kafkasya’ya gönderildi. Sefaretlerde çalışan yazar, 1896’da İstanbul’a dönerek Umur-ı Şehbenderi Kalemi Ser-halifeliğine getirildi. Meşrutiyete kadar Hariciye Nezareti merkezinde çalıştı. Bir yıla yakın Nafia Nezaretinde, Ticaret Müdiriyet-i Umumiyesinde vazife aldı. Tekrar Hariciye Nezaretine dönerek 1912’de Peşte Başşehbenderi oldu. Bu tarihe kadar geçen zaman içinde Ahmed Hikmet, 1908 yılında Türk Derneğinin ve 1911 yılında da Türk Yurdu’nun kurucu üyesi olarak hizmet verdi. 1918’de İstanbul’a dönen yazar, 1924 yılında Halife Abdülmecid Efendinin Ser-karinliğine, iki yıl sonra da Hariciye Vekaleti Müsteşarlığına getirildi. Anadolu-Bağdat Demiryolları İdare Meclisi Azalığı ve Elektrik Şirketi İdare Meclisi Azalığı görevlerini de üstlendi. Ahmed Hikmet 19 Mayıs 1927 günü karaciğer kanserinden öldü.

Ahmed Hikmet’in edebiyat merakı daha lise yıllarında başlamıştı. Bu alandaki merakının, aileden gelen bir haslet olduğunu ifade eder. İlk olarak Asır Kütüphanesi neşriyatı arasında çıkan Leyla Yahut Bir Mecnunun İntikamı yayınlandı. Daha sonra Fransızcadan Tuvalet ve Letafet ve Bir Riyazinin Muaşakası adlarında iki eser tercüme ettiyse de, doğu ile batı kültürünün çok farklı olduğunu görerek bir daha eser tercüme etmedi.

Servet-i Fünun devrinde, İkdam ve Servet-i Fünun dergilerinde yazdığı hikaye ve nesirlerini 1901 yılında Haristan ve Gülistan adlı eserlerde topladı. Bu iki eserinde Ahmed Hikmet Müftüoğlu, daha iyi tesir yapmak, gönülleri heyecanlandırmak için mübalağalı bir üslub kullandığını, ağır ve anlaşılması güç Servet-i Fünun dilini işlediğini ve hayal mahsulü konular anlattığını bizzat kendisi söyler. Kendisinin de ifade ettiği sebeplerden dolayı bu iki eseri fazla itibar kazanamamıştır.

İkinci Meşrutiyetten sonra, zamanın modasına uyarak o da Turancılık edebiyatı akımına uymuştur. Bu akıma bağlı olarak yazdığı yazıların büyük kısmını Çağlayanlar (1922) adlı eserinde toplamıştır. Bu eserinde yazar arı Türkçeciliğe yönelmiş, fakat bu defa da kelime uydurma ve Servet-i Fünundan kalma hayalcilikten kendini kurtaramamıştır.

Gönül Hanım adlı romanı Tasvir-i Efkar Gazetesinde tefrika edilmiş ve 1970’de kitap olarak bastırılmıştır. Ahmed Hikmet, yazılarında daha ziyade kelime bulmaya ve üsluba dikkat ettiği için, konulara dikkat etmemiş ve bu yüzden zamanındakilerin ayarında bir edebiyatçı olamamıştır.

Eserleri:

Patates (ilmî, 1890)
Leyla yahud Bir Mecnunun İntikamı (hikaye, 1891)
Tuvalet yahud Letafet-i Aza (tercüme ve ilaveler, 1892)
Bir Riyazinin Muaşakası yahud Kamil (tercüme, roman, 1892),
Haristan ve Gülistan (hikaye, 1901),
Gönül Hanım (roman tefrikası, 1920),
Çağlayanlar (hikaye, 1922).
Bir Tesadüf
Kadın Ruhu
Beliren Simalar
Salon Köşeleri
Bir safha-i kalb
Silinmiş Çehreler

 

AHMET MİTHAT EFENDİ

 

1844'te İstanbul’da doğdu. 28 Aralık 1912'de İstanbul'da yaşamını yitirdi. İstanbul Mısır Çarşısı esnafından Hacı Sülayman Ağa'nın oğlu. Babasını küçük yaşta kaybetti. 1854'te Vidin'de bulunan ağabeyi Hafız Ali Ağa'nın yanına gönderildi. Eğitimine burada başladı. 1857'de ailesi ile birlikte İstanbul'a döndü. Mısır Çarşısı’nda bir aktarın yanına çırak verildi. Ağabeyinin yanında çalıştığı Mithad Paşa'nın yanına girdi. Mithad Paşa 1861'da Niş Valiliği'ne atanınca ağabeyi ile birlikte Niş'e gitti. Rüşdiyeyi orada bitirdi. Rusçuk'da Tuna Vilayeti Kalemi'ne memur olarak girdi. Çalışkanlığı ile Mithad Paşa'nın gözüne girdi. Paşa ona kendi adını verdi. Bu arada özel dersler alarak Fransızca'sını ilerletti. 1866'da çevirmen olarak gittiği Sofya'da evlendi. Tuna Gazetesi'nin başyazarı oldu. 1869'da Mithad Paşa ile birlikte Bağdat'a gitti. Vilayet matbaası ve resmi vilayet gazetesi Zevra'nın müdürlüğünü yaptı. İlk kitabı olan Hece-i Evvel adlı ders kitabını burada yazdı. 1871'da ağabeyi ölünce İstanbul'a döndü. Tahtakale'deki evinin altına küçük bir matbaa kurarak kendi kitaplarını basmaya başladı. Bir yandan da Basiret gazetesine yazılar yazdı. 1872'da Namık Kemal ile tanıştı. Devir ve Bedir isimli iki gazete çıkardı. Bu gazeteler kapatılınca Dağarcık ve Kırkambar dergilerini yayınladı. Bu dergilerde çıkan yazılar nedeniyle Namık Kemal, Ebüzziya Tevfik gibi yazarlarla birlikte Rodos'a sürgüne gönderildi. 3 yıl kaldığı Rodos'ta Medrese-i Süleymaniye isimli bir okul açıp ders verdi. 5. Murat'ın affıyla 1876'da İstanbul'a döndü. 1876'da İttihat Gazetesi'ni yayınlamaya başladı. Muhalif tutumunu yumuşatarak 2. Abdülhamit'e yakınlaştı. Devletin resmi gazetesi Takvim-i Vakayi ve devletin basımevi olan Matbaa-i Amire'nin müdürlüğüne atandı. Mithad Paşa davasında paşanın aleyhine tanıklık yaptı. 1878'de Osmanlı Sarayı'nın desteğiyle Tercüman-ı Hakikat gazetesini kurdu. 1888'de İsveç'te toplanan Müsteşrikler Kongresi'ne katıldı. 1895'te Meclis-i Umur-ı Sıhhiye ikinci reisi oldu. Aynı yıl Sabah gazetesinde yayınlanan "Dekadanlar" başlıklı yazısıyla Servet-i Fünun'u eleştirdi. Sanat ve edebiyat çevrelerinin tepkisini çekti. Yazarlığı bırakmak zorunda kaldı. Ölümüne kadar Darülfünun'da dünya tarihi ve dinler tarihi dersleri verdi, hayır kurumlarında çalıştı.

Ahmet Mithat Efendi Eserleri:

ROMAN-ÖYKÜ:
Kıssadan Hisse (öykü, 1869)
Esaret (1870)
Hasan Mellah (1873)
Hüseyin Fellah (1873)
Dünyaya İkinci Geliş yahut İstanbul'da Neler Olmuş (1873)
Yeryüzünde Bir Melek (1875)
Felatun Bey'le Rakım Efendi (1875)
Karı Koca Masalı (1875)
Paris'de Bir Türk (1876)
Süleyman Musuli (1877)
Karnaval (1881)
Vah (1882)
Dürdane Hanım (1882)
Acaib-i Alem (fenni roman, 1882)
Cellad (1884)
Letaif-i Rivayat (25 kitaplık öykü dizisi, 1887)
Haydut Montari (1888)
Demir Bey yahut İnkişaf-ı Esrar (1888)
Gürcü Kızı yahit İntikam (1889)
Diplomalı Kız (1890)
Müşahedat (romanın romanı, 1891)
Hayal ve Hakikat (1892)
Taaffüf (Fatma Aliye ile, 1895)
Gönüllü (1896)
Amerika Doktorları (fenni roman, 1898)
Jön Türk (1910)

OYUNLAR:
Eyvah (oyun, 1871)
Açık Baş (oyun, 1874)
Ahz-ı Sar yahut Avrupa'nın Eski Medeniyeti (1874)
Zuhur-ı Osmaniyan (1877)
Çengi (1877)
Çerkeş Özdenler (1884)
Fürs-i Kadim'de Bir Facia yahut Siyavuş (oyun, 1884)

DİL KİTAPLARI:
Durub-ı Emsal-i Osmaniye Hekimiyatının Ahvalini Tasvif (1871)

TARİH:
Kainat (15 kitap, 1871-1881)
Üss-i İnkilab (2 cilt, tarih 1877-1878)
Tarih-i Umumi (2 cilt, 1878-1879)
Mufassal Tarih-i Kurun-ı Cedide (3 cilt, 1886-1888)
Tedris-i Tarih-i Edyan (1913)
Tedris-i Tarih-i Umumi (1913)

MAKALE-MEKTUP:
Menfâ (1877)
Zübdet-ül Hakayık (anı-belge, 1878)
Ekonomi-Politik (1879)
Müntehabat-ı Tercüman-ı Hakikat (3 cilt, 1883)
Arnavudlar ve Solyotlar (1888)
Müntehebat-ı Ahmed Mithad (3 cilt, 1889)
Halla-ü Ukad (mektuplar, 1890)

RUHBİLİM:
Nevm ve Hâlât-ı Nevm (1881)
İlhamat ve Tagligat (1885)

 

AHMET KUTSİ TECER

Cumhuriyet edebiyatımızın şair ve yazarlarından olan Ahmet Kudsi, babasının memuriyeti sebebiyle 4 Eylül 1901’de Kudüs’te doğmuştur. Asıl adı Ahmet olup Kutsi ismi doğduğu yer olan Kudüs’ten dolayı verilmiştir. İlk öğrenimini Kudüs’te bir Fransız okulu olan Kudüs Frers Okulu’nda tamamlamıştır. Ahmet Kutsi, babasının Kırklareli’ne tayini sebebiyle orta okulu Kırklareli’de, lise öğrenimini Kadıköy Sultanisinde tamamlamıştır. Lise sonrası iki yıllık olan Halkalı Yüksek Ziraat Okulu’ nu bitirmiştir. Daha sonra Yüksek Öğretmen okulu imtihanını kazanarak iki yıl İstanbul Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’ne devam etmiştir. 1925 yılında, Yüksek Öğretmen Okulu bursuyla biyoloji öğrenimi için gönderildiği Paris Sarbonne Üniversitesi’nde felsefe öğrenimini sürdürdü, ancak bu öğrenimini de tamamlayamadan yurda döndü ve tekrar Edebiyat Fakültesi’ne devam ederek öğrenimini tamamladı . 1930’da Gazi Eğitim Enstitüsü’ne edebiyat Öğretmeni olarak atandı.

Ahmet Kutsi, mecburi hizmetinden dolayı Sivas’a Milli Eğitim Müdürü olarak atandı. Sivas, Ahmet Kutsi için yönünü bulması bakımından önemli bir yer olmuştur. Âşık geleneğinin büyük bir canlılıkla yaşatıldığı bu ilimizde şiirin, çalışmalarının kaynağını bulmuştur.

Ahmet Kutsi, Sivas’ın Deliktaş Köyü’nden olan Ruhsati’nin bir şiirinde geçen Tecer Dağının adını soyadı olarak almıştır.

Ahmet Kutsi 1931’de Sivas’ta “Halk Şairlerini Koruma Derneğini” kurdu. Bu çalışmalar Halk müziğinin tanınmasında, bu müziğin okula ve radyoya girmesinde önemli bir rol oynadı.

1934’te Yüksek Öğrenim Genel Müdürü oldu. Yedi yıl süren bu görevi sırasında özellikle Devlet Konservatuarı’nı teşkilatlandırdı. 1942’de Talim ve Terbiye Kurulu üyeliğine atandı ardından Adana ve Urfa milletvekili oldu. (1942-46) 1941-45 yılları arasında ülkü mecmuasını yönetti. Bu yıllarda köy temsilcileri ile ilgilendi, köy tiyatrosunu inceledi ve Koç yiğit Köroğlu oyununu yazdı.

1948’de Devlet Konservatuarı’na, 1949’da Paris Kültür Ateşeliğine atandı; daha sonra UNESCO ( Uluslar arası Çocuk Yardımlaşma Derneği ) Yürütme Komitesi Türk Delegesi oldu. 1951’de Galatasaray Lisesinde,1953’te İstanbul Konservatuar ında görevlendirildi. 1957’de Güzel Sanatlar Akademisinde estetik dersleri verdi; İstanbul Üniversitesi Gazetecilik Enstitüsünde ve İstanbul Radyosunda folklor öğretmenliği yaptı.

1966’da İstanbul Eğitim Enstitüsü Öğretmeni iken yaş haddinden emekli oldu; 25 Temmuz 1967’de İstanbul’da öldü ve Zincirli kuyu mezarlığı’na defnedildi.

AHMET KUTSİ TECER’İN EDEBİ KİŞİLİĞİ

Ahmet Kutsi, ilk öğrenimini Kudüs’te bir Fransız okulu olan Freres okulu’ nda, orta öğrenimini Kıklareli’de lise öğrenimi Kadıköy Sultanisi’nde, yüksek öğrenimini Halkalı Yüksek Ziraat Okulu’ nda, İstanbul Darülfünun’ da (üniversite) ve Paris Sarbonne Üniversitesi’ nde öğrenim görerek öğrenimini tamamlamıştır.

Yolcular yolcular! Deniz çağırıyor,
Çağırıyor suların kükreyen sesi.
Kükreyen, çıldıran sular bağırıyor,
Bağırıyor toplamak için herkesi.

Ahmet Kutsi, Beş Hececiler’ den sonra, bu vezne yeni ses ve söyleyiş imkânları getiren Necip Fazıl Kısakürek, Ahmet Hamdi Tanpınar ve Ahmet Muhip Dıranas kuşağındandır.

Önce tekçi temaları özellikle aşk, ölüm, ıstırap konularını işledikten sonra Faruk Nafiz’ in açtığı yolda fakat onun tarzından çok türkülerde âşıklarda yol alan memleket şiirlerine yönelmiştir. Kimisi bir ülküye bağlı, kimisi biraz resmi ve zorlama kokan, kimisi de Anadolu’ nun eski efsanelerine dokunan bu şiirler, Ahmet Kutsi’ nin asıl kişiliğini gösterir.

Orhan Veli neslinden önce, Türk şiirini sade, saf ve çıplak hale getirenlerin başında Ahmet Kutsi gelir. Duygularını benzetmelerden ve sıfatlardan ayıklayıp, teferruatta değil öze önem verdiği üslubu çıplak dili de üslubu gibi yapmacıksız, tabiî ve canlı; halkın günlük konuşma dilidir.

Ahmet Kutsi, şiirlerini tema bakımından ikiye ayırmak mümkündür: şahsi duyguları işleyenler ve yurt sevgisini dile getirenler. Şahsi duygularına yer verdiği şiirlerinde aşk, tabiat, metafizik(ölüm, hayat) gibi temalar; yurt sevgisini dile getiren şiirlerinden dolayı “memleketçi şiir” in temsilcileri içinde yer alır. Ahmet Kutsi, genellikle halk şiirlerinin sekizli ve on birli hece ölçüsüne ve milli nazım birimi olan dörtlüğe bağlı kalmış; bazen da heceyi yeni ölçülerle denemiştir.

Ahmet Kutsi, yalnız halk edebiyatı sınırları içinde kalmamış, Divan Edebiyatının ritmik bir biçimi olan “müstezat” heceye uygulamayı başarmıştır. Şiirin dış yapısını kurarken kâfiyenin imkânlarından daima faydalanmış ve daha çok zengin kâfiyeyi tercih etmiştir.

Ahmet Kutsi’ nin ilk şiirleri 1921-1922’de Dergah Mecmuasında, 1924-25 yıllarında Milli mecmuada yayımlanmıştır.1933-36 yılları arası şiir bakımından en verimli olduğu dönemdir. 1932’ de Ahmet Kutsi’ nin kendi eliyle yayımladığı “Şiirler”adlı kitabından sonra şiirlerinin çoğu Varlık, Oluş, Yücel, Ülkü ve Türk Düşüncesi dergilerinde yayımlanmıştır. Ahmet Kutsi’ nin Şiirlerinin kaynağı halktır . Bundan dolayı saz şiirinin ve âşık tarzının bütün inceliklerini sabırla araştırıp folklor değerleriyle birleştirmiştir. Böylece milli bir şiir meydana getirmek istiyordu . ‘Sanat hayatımızdaki durgunluğun altında kendi kendinden emin olmayan , ruhunun içinde yürümekten korkan mütereddit bir insan “ tipimiz olduğunu belirterek milli sanatımızı kurmak isteyenlere yol göstermiştir.

Ahmet Kutsi, milli Eğitim Müdürü olarak Sivas’a tayin edilince folklor hevesine çok sağlam bir zemin bulmuş oldu ve Halk kültürünün ortaya çıkması için bütün kuruluşlardan faydalandı.

Bu hususta daha İstanbul’da öğrenci iken Ziyaeddin Fahri Fındıkoğlu kendisine yol gösterici olmuş, Fındıkoğlu’nun yönettiği Halk Bilgisi mecmuasında Paris kütüphanelerinde yaptığı çalışmalar yayımlanmıştır. Özellikle “Köroğlu” yazısı onun Türk edebiyatında isminin duyulmasında etkili olmuştur.

Ahmet Kutsi’ nin Sivas’ ta “Halk Şairleri Bayramı” düzenlemesiyle Âşık Veysel, Talibi ve Ali İzzet gibi âşıkları tanıdı. Türk folklor zenginliklerini o devrin “Halkevleri” ne; her ilde çıkan Halkevi dergilerine ve özellikle de 1941-1945 yılları arası çalıştığı Ankara’ da yayımlanan Ülkü dergisine getirenlerin başında Ahmet Kutsi vardı. Ülkü dergisini bir köy şiirleri ve folklor “mektebi” haline getirmiştir.

Ahmet Kutsi, tiyatro türünde de eserler vermiştir. Paris’ e gidince modern Avrupa tiyatrosunu tanımış, yurda dönünce batı tekniği ile folklor ve halk malzemesini işlemek suretiyle milli tiyatroya ulaşmak istemiştir. Tiyatro türünde kendisine ilk şöhreti sağlayan, geleneksel tiyatromuzdan esinlenerek yazdığı Köşebaşı’ dır.

Ahmet Kutsi, tiyatro oyunlarının iki belirgin özelliği vardır:
1.Biçim yönünden tiyatro geleneğimizden, halk kültüründen ve halk motiflerinden faydalanarak halkın konuştuğu Türkçe’ yi şiirli bir dille yazıya geçirmiş;

2.Muhteva yönünden ise geçmişten geleceğe doğru uzanan bir süreç içinde dikkatlice gözlediği toplumumuzu özellikle toplumsal değişme, özüne yabancılaşma ve zıtlıklarıyla tasvir ederek diyalektik açıdan ele almıştır.

Ahmet Kutsi, gençlik yazılarından birinde “Ben ömrüm boyunca Anadolu’yu dinleyeceğim ve onun sesini dinletmeğe çalışacağım.” demişti. Bu sözüne bağlı kalarak Avrupa’ da öğrendiklerini memleket sevgisi ile birleştirip tam bir olumlu aydın örneği vermiştir. Folklor ve âşık şiirinin Türkiye’ de yayılışı, radyoları ve memleketi kuşatması bakımından büyük emek ve hizmetleri görülmüştür.

Ahmet Kutsi, halk şairlerinin son büyüklerinden olan Âşık Veysel’ i Sivas’ ın Sivralan köyündeki yalnızlığından çıkarıp bütün ülkeye tanıtmıştır. Müze ve kütüphanelerdeki eski yazmalar, vesikalar, minyatürler, kenar köşeye atılmış cönkler arasından belgeler çıkararak Yunus Emre ve Karacaoğlan'ın hayatına ışık tutmuştur. Eski Türk dansları, oyun kolları, Köylü Temsilleri, orta oyunu üzerinde çok önemli araştırmalar yapmıştır. Ayrıca Köylü Temsillerini ciddi manada ilk inceleyen Ahmet Kutsi’ dir.

ESERLERİ:

ŞİİR:
Şiirler (1932)
Tüm Şiirleri (ölümünden sonra, 1980)

OYUN:
Yazılan Bozulmadan (1947)
Köşebaşı (1948)
Bir Pazar Günü (1959)
Köroğlu (1959)

İNCELEME:
Köylü Temsilleri (Köy seyirlik oyunları derlemesi, 1940)

Kalıcı Bağlantı